20 Aralık 2015 Pazar
GUATEMALA-BELİZE-MEKSİKA (16.10.2015-04.11.2015)
(ÜÇ ÜLKE, 21 GÜN, BİR HAYAL DAHA GERÇEKLEŞTİ)
Meksika’ya gitme kararını verdiğimde daha çok zaman var, o gün gelsin sağlık sorunu olmazsa gideriz demiştim kendi kendime. Bir süredir seyahat konusunda uzun vadeli planlar yapmaya başladığımı fark ettim. Çok önceden gitmek istediğim yerin biletini almak ve zamana bırakmak…Meksika gezisi planlandığında seçim tarihi belirli değildi, kolaylık olması açısından bir yıl öncesinden ödemelerine başladık. İş hayatımda ilk defa donem içinde izin aldım. Nedeni gezinin özellikle “ölüler günü” tarihinde orada olacak şekilde ayarlanmasıydı. Ölüler günü ne anlama geliyor ilerde bahsedeceğim. Farklı kültürler daha bir zenginleştiriyor insanı. Uzaklara gençken gitmeye çalışıyorum. Şaşırdığım, anlamaya çalıştığım gezilerden biri oldu benim için. Gezi sonrasında ne mi hissettim? Çoğumuzda olan, zaman içinde kurtulmaya çalıştığımız yargılardan biraz daha sıyrıldığımı ve bilmediğim ne çok şey olduğunu. “Gezerek mi okuyarak mı öğrenmek” konusunda bir münazara yapmıştık lisedeyken. Her iki grupta görüşlerini çok iyi dile getirmişti. Biri olmadan diğeri yarım kalıyormuş Okuyarak da bilgi sahibi oluyorsunuz gittiğiniz yerler hakkında ama gördüğünüzde yarattığı etki, beyninizde çektiğiniz fotoğraf daha bir başka oluyor.
Bilmediğim çok şey öğrendim. Maya’nın anlamı”bilmiyorum” demekmiş. Maya’lar, büyük bir imparatorluk kurmamışlar. Şehir devletleri şeklinde yaşamışlar. 9.yy’da kıtlık, susuzluk olmuş .Mayalara 9. yüzyılda ne olduğuna dair bir yanıt bulmak zor. Açlık, savaş, kuraklık, depremler… Böylesi bir halk tarihten tamamen silinmemiş olsa da günümüzdeki bilgiler yaşadıkları dönemde piramitleri, tapınakları nasıl yaptıklarını açıklamak için yeterli değil. 100 milyona kadar çıkan nüfusları 50 milyona kadar inmiş. Şehir devletler arasındaki savaşlar nedeniyle ise nüfusun 20 milyona kadar indiği söylenmekte. Eski mayalar, diğer şehir kentlerle sürekli ilişki, etkileşim içinde olmuşlar. Karmaşık bir takvim sistemi, resim yazısı, kauçuk topla oynanan top oyunu, tanrılara adak olarak adanan insan kurbanı… Yükseklerde yaşamalarının nedeni, üç yıl gibi bir süre kuraklık geçirmeleri ve yükseklerin deniz kıyısından daha fazla yağmur alması. Ana besin kaynakları mısır ve mısırdan yaratıldıklarına inanıyorlar. Çoğu Maya vejeteryan . Doğum kontrolün yasak olması nedeniyle ise günümüzde bilinen Maya nüfusu artıyor.
Mayaların gizemli dünyası kuzeyde Meksika’nın Yucatan yarımadasından batıdaki Chiapas’ın ormanlık bölgesine, doğuda Belize düzlüklerine, güneydeyse Guatemala, Honduras ve Salvador ormanlarına kadar uzanıyor. Otuz farklı dil konuşuluyor. Mısır, fasulye, kırmızı biber, domates, kabak yetiştiriyorlar (çoğunluğu çiftçi) ve hastaları iyileştirmek için bitkilerden elde edilen ilaçları kullanıyorlar. Bu gezide, anıtsal “tören merkezleri”, tapınaklar, piramitler, sanatsal etkinler, top sahasını, astronomi için ayrılan yerleri görme imkanımız oldu. Mayalarla ilgili el yazmaları maalesef yakıldığından, Maya edebiyatı ve tarihinin büyük koleksiyonu yok olmuş durumda. Fransisken rahibi Diego de Landa 1562 yılında el yazmalarının yakılmasını emretmiş ve Mayaları sonradan kendisi anlatmış. Bu nedenle de bu topraklar hala keşfedilmemiş, çözülmesi gereken gizemli yerler olarak görülmekte.
Mayalar çok tanrılı dine (güneş tanrısı, yağmur tanrısı…) inanıyor. Eski halklar güneşe tapıyor ve dini törenlerini güneşe göre ayarlıyorlar. Güneş, bu gezegen üzerindeki tüm yaşamın, bilginin ve ilmin kaynağı olarak görülüyor. Kuraklık zamanı insanların yağmur tanrısına adak olarak kurban edildiği olmuş. Popol Vuh adlı bir kitap var inandıkları. İspanyollar 1519 yıllarında Meksika’yı ele geçirdikten sonra Orta Amerika’da diğer bölgelere de yayılmayı planlamışlar, sömürü dışında, Mayalar'ın yaşadığı toprakları işgal ederek çok sayıda manastır kurmuşlar, misyonerlerden yararlanmışlar. Dönüştürmeye çalışmışlar. Bakmışlar olmuyor Mayalar kendi inançlarını da yaşamak istiyor, kendi inançlarını uygulamalarına da izin vermişler. Kiliseye gidince şamanın yaptığı töreni de görebiliyorsunuz. Bugünkü Maya yerlilerinin hepsi Katolik olmakla birlikte, inançları kendi geleneksel Maya dininden çok etkilenmiş. İspanyollar 16. ve 17. yy’larda Kızılderili kabilelerini acımadan ortadan kaldırmışlar.
Mayalar imkanları az olmasına rağmen teknolojiyi kullanmadan taş işlemişler, piramitleri inşa etmişler, kabul edelim ki zihinsel kapasiteleri bizden ilerideymiş Mayaların bilimsel başarılarından en önemlisi takvim, dünyanın güneş çevresinde dönüş süresini inanılmaz şekilde doğru hesaplamaları ve bunu aletler olmadan yapmaları.
Engin hocanın gönderdiği, göndereceği videolar, kayıtlar eminim hepimizi geziye başladığımız anlara geri götürecek. Bu yazıda aldığım notlar ağırlıkta, tabi bazı hatırlatmalar da yapacağım size. Özellikle ölüler gününü, iskelet makyajlarımızı (Nilgün bir numaraydı), balıklarla dalışımızı, cenoteleri, dron çekimlerini, El Sumidero kanyonunu, el çırptığımızda duyduğumuz kuş sesinin yankısını, Frida İle Diego’yu, pırpır yolculuğumuzu, uzun otobüs yolculuğumuzda dinlediğimiz Mexico şarkılarından Kukuruku kuuu şarkısını (Melike’nin favorisi), favori çiçeğim kaktüsün ne çok faydasının olduğunu, sabah kahvaltısına meyveyle başlayışımızı, yediğimiz çikolatalı kara fasulyeleri fajita, tortilla, quaesadilla, tacoları, chili sosları, camaron (karides), margaritaları, Levent’in heradurasını unutmayalım lütfen! Ve ……………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………
Boşluklara anılarımızı canlandıracak ve bizim anlayabileceğimiz anahtar kelimelerle eklemeler yapmaya ne dersiniz? Gezideyken bir rüyanın içinde gibiydim. Şu anda ise gerçek yaşam, olan bitenler acıtıyor açıkcası. Gezi süresince hepimizin gördüğü, hatırladığı, güldüğü çok sayıda an var eminim… Haydi paylaşalım.
Eksiklerim olacaktır mutlaka, duyduğumu yazdım. Hatalı yerler varsa lütfen söyleyin düzelteyim. Anahtar kelimelerle, cümlelerle sizlerden de hatırlatmalar gelirse anılarımız eminim daha bir zenginleşecektir.
Katılımcılar: Engin, Funda, Aliye, Cahit İnal., Nilgün, Aslı, Melike, Zeynep Tlabar., Binnur, Zerrin, Bahri, Yusuf, Nazan, Zeynep Ökte, Sara, Levent D., Sevil, Özlem, Cahit Üçok, Yıldız, Levent B., Gül, Deniz, Selmin ve Dilber (ben ).
Birinci Gün: 16 Ekim 2015, Cuma
16 Ekim 2015, Cuma günü 03.30 da Atatürk havaalanında ekiple buluştuk. 05.55’de Frankfurt’a uçtuk (bir saat fark var arada) Frankfurt’dan 10.00’da Houston’a hareket ettik. Lufthansa havayollarının en büyük uçağı kabul edilen iki katlı uçağına binmiş olduk (Airbus 380). Uçuşun nasıl geçtiğini kendi adıma anlamadım, çok sayıda film seçeneği, müzik seçeneği sunuluyor. Uyuyarak, film seyrederek, uçak içinde kısa bir yürüyüş yaparak geçti zaman. Uzun bir uçuştu tahmin edeceğiniz gibi. Türkiye’den Teksas eyaletinin en büyük dördüncü şehri olan Houston 12 saat 45 dk sürüyor. Guatemala, şu an için Türkiye’den sekiz saat geride. Burada saat akşam beş iken orda henüz saat sabah dokuz.
İkinci Gün: 17 Ekim 2015, Ctesi , Antiqua
Guatemala “yeşil renk, ormanlık” anlamına geliyor. Pasifik Okyanusu ile Atlas okyanusu (Karayip Denizi) arasında bir Orta Amerika Ülkesi. Adına yakışır sekilde yeşil gerçekten. Guatemala’nın nüfusu 15 milyon, Bu nüfusun 8 milyonu Maya kökenli, geri kalanı İspanyol yerli karışımı. 25 tane resmi dili var. 21 tanesi Maya dilinde. Bitkilerden elde edilen kök boya ile 350 adet renk kullanılıyor. 16 adet değişik dini mezhep var (dominican, capucinler…). Guatemala’da okuryazarlık oranı % 69,1. Yönetim şekli başkanlık tipi demokratik anayasal cumhuriyet.
Guatemala’ya ulaşınca Antiqua’ya geçtik . 1979’dan beri UNESCO tarafından koruma altına alınmış bir şehir olan Antigua, Guatemala’nın eski başkenti. 1543-1776 yılları arasında Guatemala’nın başkentliğini yapmış. Agua Yanardağı'nın lavları ile yok olup, tekrar inşa edilen Antigua 1773 yılında Santa Marta depreminde hasar gördüğü için, başkent sonradan daha güvenli bir yere günümüzdeki Guatemala City'ye taşınmış. Ne var ki Guatemala bile depremlerden kurtulamamış. 1917 ve 1976’da meydana gelen depremlerde şehre büyük zararlar vermiş. Guatemala City belediyesi işsiz olanlara çöp toplamaları için torba verip, akşamları bunun karşılığında akşam yemeği verilmesini sağlıyormuş. Heykellerin farklı anlamları olabileceğini ilk Küba’da öğrenmiştim. Herkesin baktığı ama göremediği, belki de hiçbir şey anlamadığı, sanatçının bildiği anlamlar… Eğer atın üç ayağı yerdeyse, heykeli yapılan kişi biri tarafından öldürülmüş, tek ayak havadaysa suikaste uğramış, iki ayağı havadaysa eceliyle ölmüş anlamına gelmekteymiş.
Antigua, günümüzde de Guaemala’nın en turistik şehirlerinden bir tanesi olma özelliğini taşıyor. Deniz seviyesinden 1500 m yükseklikte. Santa Marta depreminden çok büyük zarar görmekle birlikte önemli yapılar hala ayakta. Evler tek katlı, yerler arnavut kaldırımı gibi döşenmiş, sokaklar birbirine paralel, ızgara gibi düşünün. İspanyol kültürünün etkisi gezerken hissediliyor. Burada en çok aklımda kalan şey Küba’da Trinidad’a benzemesi, yürüyerek rahat gezilen küçük bir şehir olması, tahta kapılar, renkli duvarlar, kapı tokmakları, avlusu olan otelimiz, bir sokaktan girip paralelinden çıkılabilmesi, çok sayıda kilise, manastır ziyareti Bir de buranın bize Peru’yu hatırlatması. Otelimiz aşağıdaki resimde bahçesini gördüğünüz Posada Don Rodrigo Antigua. Otelin oda anahtarları devasa büyüklükteydi. Kapıyı açmakta, kapamakta zorlandığımız anlar oldu Otellerde çok çıkışlı seyahat adaptörü kullanabilirsiniz. Otellerde internet erişimi var. Ekim ayında sıcaklık 25-28 derece. Meksika sınırına da yakın olduğu için ticaret gelişmiş. Buraya İspanyolca öğrenmek için gelen çokmuş
Otelden çıkınca hemen sağınızda ilerde, aşağıda soldaki resimde sarı renkli Santa Catalina kemerini görebilirsiniz. Otel çıkışında çok sayıda satıcı renkli çantalar, örtüler, anahtarlık, şal gibi rengarenk, yerel ürünleri satmaya çalışıyor. Bazılarının bebekleri Peru’daki gibi sırtlarında. Turizm her ne kadar gelişmiş olsa da yolda gezerken fakirliği hissedebiliyorsunuz. Eğitim sistemi yetersiz, maddi imkansızlık nedeniyle öğrencilerin küçük bir kısmı okula gidebilmekteymiş. Guatemala’da 17 üniversite bulunmakta. Mayalarda okuma oranı % 5. Geleneksel tedavi yöntemlerini kullanmaya devam ediyorlar. Guatemala, ABD’ye uyuşturucu geçiş noktası olarak da görülmekte.
Fiyatlar TL’ye vurulduğunda çok yüksek olmasa bile mutlaka pazarlık yapılıyor ve 1/3’üne alıyorsunuz. Görülebilecek diğer yerler La Merced kilisesi (kilisenin sadece bir bölümü ayakta, çoğu yer yıkılmış, Lamerced (merhamet) kilisesi Latice kökenli ve 1545’de inşa edilmiş. Mercedes arabası buradan geliyor), San Francisco katedrali, Convento de Capuchinas manastırı. Gördüğümüz yerlerden anlaşıldığı gibi Antiqua, dini yapılarla dolu bir merkez gibi çok sayıda kilise, manastırla dolu bir yer.
Meydanda binaların altında çok sayıda hediyelik eşya satan mağazalar bulunmakta. Siyah fasulye, muz kızartması ile ilk burada karşılaştık. Tekstil ürünleri, çikolata müzesi (Choco Museum), yeşim taşı müzesi diğer gördüklerimiz. Yeşim taşı müzesinde öncelikle yeşim taşının nasıl elde edildiği anlatılıyor, kırkiki farklı rengi varmış, Guatemala’da nasıl çıkartıldığı anlatılıyor.1974 yılında Mary Lou ve Jay Ridinger, Matagua nehri vadisinde yeşim taşının olduğunu keşfetmiş. Özellikle Aztekler ve Mayalar tarafından rituellerde, araçlarında, süslemede kullanılmış.
Para birimi quetzal (ketzal). 1$= 7,57 quetzal. Yaklaşık 300$= 2271 quetzal ediyor. Bankalar, yanınızda ne kadar döviz olursa olsun günlük en fazla 300$ para bozuyor ve pasaportunuzu göstermeniz gerekiyor. Para bozdurmak zaman alan bir konu. O nedenle ne kadar harcama yapacağınızı önceden planlayarak para bozdurmanız önemli yoksa bankada zaman geçirirsiniz Tam yağmur başladığında bankaya girdiğimizden yağmuru atlatmış olduk Gezerken Amerikan filmlerinden kalma, yerel halkın kullandığı rengarenk eski otobüsleri görebilirsiniz. ABD’de kullanılmayan eski otobüsler Orta Amerika ülkelerine verilmekteymiş Ve bu otobüslere kapasitelerinin çok üstünde yolcu aldıkları, herkes tavuk gibi tıkış tıkış bindiğinden ve eşya taşıdıklarından Chicken bus adı verilmekte. Otobüslere kadın isimleri veriliyormuş.
Sierra Madri dağları Guatemala’dan Costa Rica’ya kadar uzanıyor ve And dağları adını alıyor. Sıradağların uzunluğu 115bin km. Varın siz düşünün! ????
18.y.y’da Santa Marta depreminden bahsedelim biraz. Kuzey Amerika fay hattı Guatemala’yı ikiye bölüyormuş. Fay hattı Güney Amerika’dan aşağı doğru inerken, Kuzey Amerika’dan yukarı doğru çıkıyor. Bütün şehir 59 yıl boyunca hayalet şehir olarak kalmış. Depremden 1500 katedral zarar görmüş. Terk etmeyenler ise kralın emriyle hapse atılmış. Zorunlu terk yaşanmış bir anlamda.
16.17.18. yy’dan kalma renki, mavi, sarı binalar var. Hepsi tek katlı. 40 bin insan yaşıyor. Başkent olduğu dönem nüfus 60 bine ulaşmış. Bağımsızlıktan sonra hükümet Antiqua’yı geri getirmeye, inşasına karar vermiş ve emekli olanlara ücretsiz evler verilmiş. Evler terk edilmişken tüm dünyadan emekliler gelmiş ve bu haktan yararlanmış (1823 yılı).
1510’da ise İspanya Antiqua’yı yönetimi altına almaya karar veriyor ve ortak karara varıp yönetimlerine alıyorlar. Katolik kilisesi kuruluyor. Katolik kilisesi ABD’ninkinin merkezi haline geliyor ve 2000 rahip, 1500 rahibe, San Fransisco, Los Angeles’dan Katolik misyonerler buraya geliyorlar. Çok sayıda Katolik kilisesi var. Manastırın inşasına 1613’de başlanmış, rahibeler dışarı çıkamadıkları için bir bağlantıyla içerden bir yerden diğer tarafa geçebiliyorlarmış. 1675 yılında kurulan 4. üniversite var.???
Chichicastenango Köyü: Burası Mayaların tarihinin yazıldığı köy olarak biliniyor. Şaman dini ile Hristiyanlığın iç içe geçtiği bir yer. Maya dilinde tesekkur ederim “Matiyoş”, günaydın ise “Sakarik” demek. Ekim sonunda yağmur mevsimi bitmiş oluyor.
Cumartesi saat 13.00 gibi Antiqua’da katedraldeyiz. Bolca katedral gezdiğimizi söyleyebilirim. 1545’de üçüncü kurulmuş katedralmiş. İnsanlar adak adamaya geliyorlarmış ve 16.17.18. y.y.’da gömülmüş insanlar var. San Piedro kilisesi Orta Amerika’da inşa edilen ilk hastane olarak biliniyor. 17.y.y.’dan bu yana fakir insanlara ücretsiz hizmet veriliyor ve bağış toplanıyor. Sınır tanımayan doktorlar (!) da geliyormuş buraya. San Francisco Grande manastırı şehirde kurulan ilk bina ve en büyük manastır olma özelliğini taşıyor. Avakado gb yeşil sebze ve meyvelerle beslenenlere “yeşil göbekliler” adı takılmış. 1860’larda gelip, kente yerleşenlere dini binalarda oturma hakkı verilmiş.
Antiqua merkezinde Maya’ların çamaşır yıkamaları için yapılmış bir havuz bulunmakta. Havuzdan temiz suyu alıp bölmeli yerde yıkıyorlar ve eğim sayesinde kirli su, temiz suya karışmıyor. Aynı zamanda burası sosyalleşmelerini sağlıyor.
Merkezde arabanın arkasında evde yaptıkları tatlı, kurabiye türü ürünleri satanlarla karşılaşabilirsiniz. Aşağıda resmi görülen “Empanada de leche” tatlısını denedik hemen Fiyatı 5 ketzal= 2TL Yerel tatları denemek ayrı bir zevk. Dışı kurabiye içi sütlü muhallebi gibi bir tatlı.
Üçüncü Gün: 18 Ekim 2015, Pazar, Lago de Atitlan (Atitlan Gölü)
Atitlan gölü, etrafında üç adet volkanı olan, rakımı 1500m olan, 305-340 metre derinliği ile Orta Amerika’nın en derin gölü. Cuma ve pazar günleri pazar kuruluyor. Atitlan gölünde tekne turu yaptık. Maya tapınağı üzerine kurulmuş Santo Thomas kilisesini gezdik. Maya inanışıyla Katolik inancı kaynaşmış. Buradan bota binerek Santa Catarina Palapo’ya geldik ve Santiago’yu ziyaret ettik. Hava hafif yağışlıydı, küçük bir Maya kızı yanımıza yaklaşarak bir şeyler satabilmek amacıyla şiir okudu.
Rehberimiz Maya inanışından sözediyor. Mayalara göre insan, evrenin merkezi. 1002’e yakın takvimleri var. 20, 260 gün gibi kutsal saydıkları sayılar var. 226 günde dünyanın Samanyolu etrafında dolaştığına inanılıyor.
2012 yılını hatırlasınız. Dünyanın sonu gelecek denilmişti. Mayalara göre sonun geleceği değil yeni bir çağın başladığı düşünülmüş. İspanyolların yönetim bölgeleri var. Meksika, Colombia, Peru, Arjantin, Orta Amerika. İspanyollar 1800’lerin başında Napolyon ile olan savaşı kaybedince, bu bölgelerden bazıları bağımsızlaşıyorlar. Mayalardan bazıları sadece yönetiliyor, yukarlarda yaşadıklarından İspanyollardan haberleri bile yok. Tapu başvuruları yapmıyorlar.
Kadınlar giysilerini kendileri yaparken, erkekler ikinci el almayı tercih ediyormuş. Üretimin az olduğu ülkelerde ikinci el giysilerin satıldığı bir piyasa oluşmuş durumda.
Antigua’ya geri döndük. Hediyelik eşyalar çok renkli ve el dokuması. Sara ile pazardan ananas, muz kızartması aldık. Yerel bir markete girerek inceleme yaptık Çok uluslu işletme markaları da var bol miktarda.
Dördüncü Gün: 19 Ocak 2015, Pazartesi, TİKAL
Bugün Antigua’dan Tikal’e geçtik. Nasıl mı? Unutulmaz bir seyahatti. Aşağıda resmi görülen Pırpır ile ve yağmur yağdığından görevlilerin şemsiye ile bizlere eşlik etmesi ile
Pırpırımız hava yağışlı olduğundan dolayı bir süre havalanamadı. Tabi aramızda sigara içmek isteyen arkadaşlar dışarı da çıkamayınca bir hareketlilik başladı. Melike’nin sigara bıraktırma amacıyla başlayan enerji çalışması, seyahat süresince farklı güzel amaçlarla devam etti Melike çalışmaya konsantre olmuşken, bizim dışımızda pırpırda olan birkaç turist ve bizleri de çalışmaya dahil etmişken, arkasından birdenbire kokpitten pilotun çıktığını ve gayet sakince pırpırın arkasına giderek kahvesiyle geri dönüşünü izledik. Uçakta az sayıda bulunan yabancı turist ne düşündü bilmem ama keyifli bir seyahat oldu bizim için. Tikal’de Flores de Hotel Camina Real Tikal’de konakladık. Flores, Tikal’den 30km mesafede İtza gölünün üstünde bir ada. Küçük bir şehir olan Flores, kırmızı çatılı binaları, dar parke taşlı yollarıyla sakin ve keyifli bir şehir.
Beşinci Gün: 20 Ocak 2015, Salı, TİKAL National Park
Bugün en önemli Maya antik kentlerinden biri olan M.Ö. 900 de kurulmuş olan Tikal antik kentini ziyaret ettik. Altın çağını M.S. 200 ile 900 yılları arasında yaşamış.
Tikal’in, Chicken Itza, Uxmal gibi diğer Maya kentlerinden farklılığı, bu antik kentin orman içinde yer alıyor olması. Sineklerden korunmak için bolca sinek ilacı sürünmek gerekiyor gezmeden önce. Yağmur ormanlarının arasında yer alan kent, UNESCO tarafından 1979’dan beri “Dünya Kültür Mirası” listesinde yer almakta. Burası Mayaların başkenti olarak gelişmiş ve MS 2. ve 9. yy’lar arasında şaşalı bir dönem yaşayarak nüfusu 90 bine ulaşmış. Büyük bir kısmı henüz gün ışığına çıkarılmamış olan antik kentte tapınak, tören alanı, top oyun sahası, buhar hamamları, teraslar çok farklı yapılar gördük. 78 metre yüksekliğe ve 128 basamağa sahip tapınağın tepesinden yağmur ormanlarına ve Maya kalıntılarına bakabilirsiniz. Tikal’in ana piramitlerinin ve tapınaklarının altında çok daha eski harabeler bulunmuş. (Soğanın çok sayıdaki katmanı gibi düşünün, 20-30 yılda bir başka piramitler yapılmış).
Piramitlerle tapınaklar arasındaki fark, piramitlerin dört yanının aynı olması (kuzey, güney, doğu, batı), tapınakların ise bir ön cephesiyle farklı bir girişinin olmasıdır. 4 numaralı tapınak, 100 m yüksekliğinde Amerika’daki Kızılderili dünyasının en yüksek yapısı olarak biliniyor. Ortadaki dev jaguar tapınağı 1 numaralı ve maskeler tapınağı ise 2 numaralı tapınaklar olarak biliniyor.
Taş işçiliği, astronomik hesaplamalar, piramitlerin yapılışındaki düzen, mimari kafamızı karıştırıyor açıkçası. Maya hiyeroglif yazısı ve takvim sistemi burada ortaya çıkmış. Yürürken ağaçların dışarıya taşan kökleri dikkatinizi çekiyor. Çok yüksek ağaçlar bulunmakta. Ağaçlarda uluyan, bağıran maymunların sesini duyuyoruz, kendilerini çok göstermeseler de yakınımızda oldukları ve bizi görebildikleri belli. Bir diğer özelliği Tukan kuşlarına (aşağıda sağdaki resim) burada verilen önem. Farklı türde kuşların görülebileceği söylenmekte. Kol dirseği ve kalça kullanılarak oynanan al top oyunu alanı en etkileyici yerlerinden birisi.
Altıncı Gün: 21 Ekim 2015, Çarşamba (Belize, Cave tubing):
Bugün İspanyolca yerine İngilizce’nin konuşulduğu, Karayip ülkesi olan Belize’e geçtik. Yönetim biçimi Monarşi. Ülke nüfusunun %33’ünün anadili Creole, % 46’sının İspanyolca olsa da resmi dil İngilizce. Geri kalanlar ise çeşitli Maya dillerini konuşuyor. Nüfusun nerdeyse %80’i Hristiyan. 13.30 da Cave tubing denilen şambrellerle bir kısa mağara gezisinin yapılacağı aktivite yapılacak. 1 belize doları= 0,5 $ ani 50$= 100 belize doları. Cave tubing yaptıracak olan dört yerel rehber otobüsümüze bindi. Rehberlerden biriyle biraz sohbet ettik. Bu bölgede de Amerika’da olduğu gibi teknolojiyi rededen, organik tarım yaparak geçinen Amishlerin olduğunu öğrendim. Aşağıdaki fotoğrafta okuldan çıkmış öğrencileri görüyorsunuz. Cave tubing yapılacak yere geldiğimizde altışar kişilik gruplara ayrıldık, can yeleklerini giydik, her grubun başına bir rehber verildi ve lastik şişme botlar (şambrel) ile yarım saat yürüdük. Botların içine oturduktan sonra rehberimiz ile çok fazla akıntının olmadığı nehrin içinden mağara içine doğru hareket ettik. Tabi ıslanmaması için yanımıza kamera alamadık. Böyle bir aktivitede su geçirmeyen kameranın olması önemli. Mağara içinden geçerken oluşmuş kaya şekilleri inanılmazdı. Ara ara kenardaki kayalara çarpmamak için bottan ayağımızla kayayı ittirdiğimiz oldu. Mağara gezisinin bittiği yerde herkesin duş alabileceği duş kabinleri bulunmakta. Sonrasında bizim için hazırlanan kumanyalarımızı alarak karnımızı doyurduk.
Yedinci Gün: 22 Ekim 2015, Perşembe ( Palyaço balıkları, mercanlar, köpekbalıklarıyla yüzme):
Gezimiz bittikten sonra bir Karayip adası olan San Pedro adasına hızlı bir tekneyle (deniz taksisi denilmekte) geçiyoruz. Yolculuk bir saatten fazla sürüyor. Seyahat sırasında küçük adacıklar üzerine inşası süren evleri, otelleri görüyoruz. Belize’nin başlıca turizm kaynağı çevresinde adalar. Madonna’nın La Isla Bonita şarkısını hatırlayın, San Pedro 450’ye yakın adadan sadece birisi. Bu bölgenin en önemli özelliği Avustralya’dan sonraki en uzun mercan resifinin olması, dalış yapılabilmesi.
Konaklamamız Sun Breeze Hotel’de. Belize’in kumsalı bembeyaz.
Bugün benim için özel bir gündü. Kopenhag’dan sonra ikinci kez Belize’de bisiklet kiralamaya ve serbest zamanda bisikletime atlayıp San Pedro’yu (la isla bonita), etrafı keşfettim. Otelden yürüyerek gittiğim iki bisikletçide bisiklet kalmamış, onların yönlendirmesiyle John’un yerinden iki saatliğine bisikleti 7 belize dolarına, yaklaşık 10TL’ya kiraladım (1 belize doları=n1,45 TL). John zaman kısıtım olduğunu söyleyince oteldeki bisiklet parkına bırakarak, anahtarı resepsiyona vermemi kabul etti. Benden önce kiralayan bisikletin plakasını sökmüş nedense. Bisikletin freni yoktu, eski tip bisikletlerden ters pedalla durabiliyorsun.
Adayı iki saat gezebildiğim kadar gezdim, meyve satın aldım (1 tl ye 2-3 kilo süper lezzetli muz alabilirsiniz). Burası muz cenneti kabul edilen ülkelerden birisi. Gezerken Starbucks’ın taklidine rastladım.
Yüzmek için en iyi koyun, kaldığımız otelin hemen yakınında olduğunu öğrendim(en üstte sağdaki resim). Bisikletle yüzmek için iskeleye geldiğimde sevgili Aliye ile karşılaştık. Diğer arkadasların havuzda olduğunu söyleyince “havuzda yüzülür mü? deniz varken” diyerek hızla otele dondum. Sara, Zeynep, Nilgün ile birlikte havuz yerine denizin temiz olduğu koya gitmeye karar verdik ve kısa süre de olsa yüzdük. Bugünkü asıl aktivite 13.30 da iskelede buluşularak gidilecek olan dalma bölgesinde. Yucatan yarımadasından başlayıp güneyde Honduras’a kadar uzanan dünyanın en büyük ikinci mercan kayalıklarının orda dalış gerçekleştirilecekti. Tekneye binmeden önce imzaladığımız evrakta herhangi bir yaralanma olması durumunda bir sey taahhüt etmeyeceğimizi belirttik Hadi bakalım
Snorkel dahi kullanmamış biri için nasıl bir deneyim olacağını varın tahmin edin. Dalış yerine varıldığında grup bölündü ve her küçük grubun başına rehberlik edecek bir görevli verildi. Deniz gözlüğünü ve snorkeli nasıl kullanacağımız kısaca anlatıldıktan sonra ne olduğunu anlayamadan suya girdik. Nerdeyse vazgecektim ama rehberimiz sağolsun bırakmadı ve şnorkeli nasıl kullanacağım konusunda yardımcı oldu. Rehberimizi takip ettikçe ve kafamızı suya daldırdıkça aşağıda bambaşka bir dünya olduğunu keşfettim. Belgesellerde seyrederken balıkların renginin ışıklandırmanın etkisiyle farklı olabileceğini, denizin dibinin karanlık olduğunu düşünürdüm. Yanılmışım. Bambaşka bir dünya Bu kadar seveceğimi de düşünmemiştim. Snorkele alışana kadar bayağı su yuttum, yuttuğum suyu boşaltıp başımı tekrar suya daldırdım, bir süre sonra alıştım, hatta balık bile kovaladım diyebilirim. Nilgün şahidimdir Levent ile Deniz güzel çekimler yaptılar. Çok farklı türde balıklar, mercanları gördük. Tekneye çıktıktan sonra zararsız olduğu söylenen köpekbalıkları, kocaman vatoz balığı için tekrar daldık. Benim çok yakınımdan geçmedi ama çok iyi çekimler yapan arkadaşlarımız oldu. Tekneye çıktıktan sonra önümüze düsen birkaç yunus balığı, teknenin önünden bize rehberlik etti. Yunuslar her zaman daha bir sevimli gelmiştir bana. Bir arkadaşımız anlatmıştı. Yunus eğitmenliği yaparken, doktora gitmeden önce hamile olduğunu eğitmenlik yaptığı yunus sayesinde öğrenmiş. Çevrelerini radar gibi tarayarak olup biten hakkında bilgi verebiliyorlar. Tekne ile geri döndükten sonra biraz dinlendik, havuza girdik (dron çekimi yapıldı) ve çevreyi gezdik. Belize, bayrağında insan figürü olan tek ülke olmasıyla biliniyor. Ülke kültürü İngilizlerden çok etkilenmiş. Orta Amerika ülkelerinden resmi dili İngilizce olan tek ülke. Şehirde çok fazla gezilecek bir yer yok. Alışveriş deseniz bizde yıllar önce satılan hediyelik eşyalar, giysiler gibi. Farklı ağaçtan figürler, yerel dokuma, anahtarlık, magnet alınabilecekler arasında. 312.000 kişinin yaşadığı ülkede Türkiye vatandaşlarından vize istenmiyormuş. Halkın yüzde altmışı Afrikalılardan oluşuyor ve eski yerliler Mayalara göre nüfusta bir hayli dominant. Başkenti Belmopan. 1954 yılında bağımsız olan ülkenin British Honduras olan ismi Belize olarak değiştirilmiş. Suç oranının yüksek olduğu söyleniyor ama gerek tek dolaşırken gerekse ekiple dolaşırken herhangi bir güvenlik sorunu hissetmedim.
Sekizinci Gün: 23 Ekim 2015,cuma
Sabah 5.00 ‘de kalkarak valizlerimizi topladık. Alıştık artık Seyahatte iki günde bir otel değiştirdiğimizden her an harekete hazırız. Az eşya getirmenin önemini bir kez daha anladım. Bunu öğretti seyahatimiz. İskeleye geldiğimizde sayımız eksik çıktı. Herkes oda arkadaşına bakınca Melike ile Zeynep’in olmadığını fark ettik. Sabah erkenden uyanıp, valizi verip biraz uzanalım derken uyuyakalmışlar. Ne tatlıdır sabahın o erken saatleri. Erkenden uyanıp sonradan uyuyakalmak. Eminim herkesin başına gelmiştir. Neyse ki tam zamanında geldiler ve tekne ile Meksika’ya geçmek üzere sınıra geldik. Belize ve Meksika sınırında bol bol arama var uyuşturucu trafiğine karşı. Valizlerimizi aldıktan sonra kırmızı yeşil kura çekilişinde kırmızı ışık yanarsa valiziniz gümrükçüler tarafından açılıyor ve aranıyor. Yeşil ışık yanarsa ise aranmadan geçiyorsunuz. Sınırda 100$ değiştirmekte fayda var. Tam çıkışta ayaklı döviz büroları ellerinde pesolarla geliyorlar ve verdikleri kurdan belirli bir miktar para bozduruyorsunuz. 1 $= 15,75 meksika pesosu olarak değiştirildi. 100 dolar,1570 peso ediyor. Sınırda yanlışlıkla 100 peso fazla verildiğini fark ettim. Fazla verilen 100 pesoyu otel görevlisine bahşiş olarak verdik Sara ile. Sınırda otobüs değiştirdik.
Saat 15.10 gibi Meksika sınırını geçtik, karnımız acıktığından Wichos restoran adında bir balıkçı restoranında karnımızı doyurduk.
Meksika’ya gelmişken burada en ünlü şarkıcı kim öğrenmeden olmaz tabi ki. Tavsiye edilen cd “Ca Balloalazan locero, de Antonio Agilar, Alejandro Fernandez, Vicente Fernandez el comander”. Hava çok sıcak ve nemli.belize’deki İngilizceden tekrar İspanyolca’ya döndük.
Dokuzuncu Gün: 24 Ekim 2015, ctesi, Playe de Carmen
Bir hafta geçti bile. Nasıl geçti anlamadım. Meksika’ya ulaşmak için uzun bir yol katettik. 2500 km dile kolay. Meksika’nın yönetim şekli bakanlık tipi federal cumhuriyet. Sabah 7.00 kahvaltı, 8.00’de hareket. Tatil beldesi olan Playe de Carmen’deyiz. Burası Meksika’dan daha çok küçük bir Amerika’ya benziyor. Daha çok turistik ve ekonomik seviyesi yüksek olanların gezdiği bir yer. Bu bölgede turistik olarak Cancun çok daha iyi tanınıyor ama Playe de Carmen’in daha iyi bir seçenek olduğunu söyleyen çok. Playe de Carmen gibi Cancun da liman şehri, ürünlerin el değiştirdiği bir yer olarak gelişmiş.
Tulum, İspanyolların 1511’de geldiklerinde Mayaları ilk gördükleri, ilk iletişime geçtikleri yer olarak biliniyor. Burasıyla ilgili aklımda kalan anahtar kelimeler ketzal (kutsal kuş), obsediyon (yeşim taşı), ketzal tüyleri. Tüylerini krallar ve rahipler süslemede kullanıyor. Renkleri dört önemli noktayı simgeliyor. Beyaz (kuzey), Sarı (güney), Kırmızı (doğu), Siyah (batı), Yeşil, mavi ise hayatı, merkezi simgeliyor. Tulum, gerçek bir ticaret merkezi olarak ortaya çıkmış. İspanyollar ilk Dominic Cumhuriyeti, Küba ve güneyden Tulum’a çıkmışlar. Tulum’un önünde tüccarlara ait bir kano bulmuşlar. Kanoda güneye ticaret yapmak üzere giden 15-20 Maya varmış. İspanyollar ilk Mayalara neredeyiz? Diye sormuşlar ve mayalara yerli anlamına gelen “Indio” demişler. Uyutam (hiçbir şey anlaşılmıyor) Maya dilinde Yukutam buradan geliyormuş.
İspanyolların ilk gelip yerleştiği yer Şelha (tatlı, tuzlu su karışıyor) Salamanko denmiş. Şelha bölgesini kurduktan sonra anakara ile ilk bağlantı bataklık olduğundan Kampaça denilen yerde, İspanyollar ilk İspanyol şehrini kuruyorlar. Mayalar İspanyollar geldiğinde 19 tn grup halinde yaşıyorlar. İspanyolların Mayaları kontrolleri altına alması 25 yıldan fazla sürmüş. Yucatan yarımadasının yukarı kısmı düz, yüksekliği olmayan bir yarımada. Yağmur ormanından dolayı girilmesi zor, 52 değişik tür yılanın, jaguarın olması İspanyolları zorlamış. Jaguar, Maya kültüründe alt dünyanın tanrısı olarak kabul edilmektedir.
Yucatan yarımadası 65 milyon yıl önce göktaşının vurmasıyla ortaya çıkmış. Bu da dinazorların ortadan kalkmasına neden olmuş. Yucatan üç bölgeye ayrılmakta. Kintano Ro, Yucatano, Kampaça
Tulum 14. yy’da inşa edilip 16.yy’da terk edilmiş. Tulum’a arkeologların verdiği anlam etrafı duvarlarla çevrilmiş şehir demekmiş. Çevresinde surlar var. “Tu” anlamı mengo denilen bitkilerin ürettiği koku, kötü kokulu yer anlamında Gün doğumu anlamına geliyormuş. Ayrıca gökyüzü tanrısı adına kurulmuş şehir anlamına da gelmekte. Kuzey ve güneyde duvar, öbür tarafında deniz var. Bu civardaki en yüksek yer olduğundan doğal bir korunma sağlıyor. Açıklarda Avustralya’dan sonraki dünyanın en büyük mercan kayalıkları bulunmakta. Şehrin beş girişi bulunmakta. Girişler aşağıdaki resimden de görüleceği gibi sadece bir insanın geçebileceği büyüklükte. Bunun nedeni ise giriş kontrolünün sağlanabilmesi olarak belirtilmekte. Kuzeyden güneye 700 m uzunluğunda, doğudan batıya ise 300 m uzunluğunda limanı var. Şehrin merkezinde 800 kişi yaşamış ve bunlar ın çoğu soylularmış. Etrafındakilerle birlikte nüfus 12 000 kişiye çıkmaktaymış. Girişin küçük olması bir anlamda soylularla halk arasında ki ayrımı da göstermekte. Çeşitli seremonilerin yapıldığı Rüzgar tanrısına adanmış bir tapınak bulunmakta. Duvarlar sıvanmış.
Bana çok ilginç gelen bir konuda tepede kurulan, 21 martta ve, 22 eylülde sabah 6.15 de güneşin gececeği şekilde yaptıkları pencereli yapılar. Aynı şekide 21 haziran, 22 eylül sabahları da güneş soldaki pencereden geçermiş. Resimde görüldüğü gibi 21 mart’da belirtilen saatte güneş geçtiğinde Mayalar ekim tarihinin başladığını anlıyorlarmış ve bunu tespit edebilmek için uzun yıllar gözlem yapmışlar.
Onuncu Gün: 25.10.2015, Pazar, Chichen Itza
Saatler alındı, sabah 7.00 de uyandık ve saatin 6.00 olduğunu öğrendik. Bir saat kardayız Tabi resepsiyona anahtarı erkenden teslim edince, kahvaltı için yeniden kart çıkarttırmam gerekti. Demek ki neymiş çok da aceleci olmayacakmışsın. Kahvaltı sonrasında 8.00 de hareket ettik. Hava nemli, klima çalışıyor neyse ki. Etraf yemyeşil, yol çok güzel. Ağaçlar arasından ilerliyoruz. Chichenitza’ya gidiyoruz. Anlamı “su büyücüsünün olduğu kuyunun ağzı”. Bu civarda 13 cenote bulunuyormuş. Burayı rahipler kurduğundan hacılık görevi için gelinen kutsal bir şehir olarak görülmekte. 564 yılında kurulup 1300’lü yıllarda terk edilmiş. İspanyollar 16.yy’da terk edilmiş durumdayken Haç vazifesini yerine getirmek için gelen rahipleri görmüşler ve işgale başlamışlar. 1825 yılında Meksika hükümeti yönetimi ele almış. Şehirde tapınaklarla birlikte 800 adet yapı bulunmakta ve bunlar da yağmur ormanları ile kaplanmış durumda. Konuşulan dile Yucatan Mayası denilmekte. Meksika’nın en fazla ziyaret edilen antik kenti burası. Önemli binalar; Kukulcan piramidi, kutsal cenote, balo salonu, savaşçılar tapınağı (çok sayıda sütundan oluşuyor), Venüs tapınağı, Kukulkan piramidi, El Caracol Gözlem Evi. Chichenitza önemli bir felsefe, bilim ve sanat öğretim merkeziymiş.
22 eylülden iki gün önce ve sonra tapınakda kenarda yılan görüntüsü çıkıyormuş. Gözlem evi olmasının yanı sıra bir takvim olarak da kullanılmakta burası. Şöyle ki: 360 tn basamağı var. (Her bir kenarda 90ar tane, dört tarafta 360) Yılı tamamlamak için beş gün daha ekliyorlar ve bu artan beş günü seramoniler için kullanıyorlar. İnsan kurban etme seramonisi de var. Bu beş günde kimse çalışmıyor, bir çeşit tatil. Yukardaki resme bakarsanız 9 kattan oluşuyor. Sağ ve solda 18 ayı oluşturuyor. Toplam 52 tane dikdörtgen var kabartma şeklinde (bir Maya takvim devrinde, yılların sayısına karşılık geliyor). 52 yılda bir yeniliyorlar yapıyı ve 52 yıl sonra aynisini yapıyorlar. (sağdaki fotoğraf). İnanışlarına göre 52 yıl süren her asrın sonunda tanrının, insanlarla olan hayat mukavelesini yenilediğini düşünüyorlarmış. Bu nedenle 52 yıllık asırların bittiği gecelerde yüksek tepelere çıkarak hayat ile ölüm arasındaki anlaşmanın sona erip ermeyeceğini bekliyorlarmış.Her gün, her ay, her yıl farklı bir tanrıya aitmiş. Tapınak ve gözlemevi olarak en üstteki alan, rahipler tarafından kullanılıyor.
Sonbahar ve ilkbahar gündönümlerinde (21 eylül ve 21 mart) kuzey basamaklarına düşen güneş ışınları, taraçanın altında ışık tayfının da yardımıyla yılan gövdesine benzeyen bir gölge oluşturuyor. Basamakların dibindeki taştan yılan başı, görüntüyü tamamlıyor.
Yılan, Mayalar için bilginin simgesidir. Yılan başı, Kukulkan’ın yüzünü de simgeler.
Kukulkan piramidi: 24m yüksekliğinde ve her bir tarafı 55,5m. Dört bir tarafında 91 basamak var. Piramit bir yıldaki gün sayısını gösterdiği gibi, 23 eylül, 21 mart ekinoksunu da göstermekte. Haab takvimine göre bir yıl 18 ay (unial), bir ay 20 gün (kin). 360 gün ediyor ve kalan beş gün Uayeb olarak adlandırılıyor. Toplam 365 basamak ile Maya takvimini simgeleyen ve Tüylü Yılan tanrısına ithaf edilen Kukulkan Piramidi, jaguar ve kartal motifleriyle süslenmiş.
Kukulkan piramidinde gerçekleşen bir olaydan sözedelim. Her yıl 21 mart ve 22 eylül günlerinde yani yılın gece ile gündüzünün eşit olduğu ekinoks tarihinde, sabah 07.00 ile 07.30 ile öğleden sonra 16.00-18.00 arasında kuzey tarafında , güneşin ışıkları yukardan aşağıya doğru öyle bir açıdan geliyor ki basamakların köşelerinde aşağıya doğru kıvrılan bir yılana benzeyen gölgeler oluşuyor. Mayalara göre kutsal yılanın gökten yere indiği günü simgeleyen matematik ve astronomi bilgi düzeyini anlamak zor.
Kukulkan piramidinin etkileyici bir özelliği de ellerinizi birbirine vurduğunuzda duyduğunuz Quetzal (Mayaların kutsal kuşu) sesi. Quetzal, sembolik olarak Mayaların ruhunu temsil edermiş ve elinizi çrptığınızda Quetzal kuşunun sesinin yankısını duyuyorsunuz. Burdaki akustik, Quetzal kuşunu cıvıltısını duymak bizi açıkcası şaşırttı ve bir çok arkadaşımız bu sesi kaydetti. İstenen sese ulaşmak, kuşun ses akustiğini sağlamak için basamakların genişliğini, arkeolojisini nasıl ayarlamışlar, yankı nasıl oluşuyor kocaman bir soru işareti? Dünyanın başka bir yerinde buna benzer bir şey olduğunu sanmıyorum.
Başı kesilmiş oyuncuları resmeden duvarlardaki rölyefler, oyunların ölümüne oynandığına işaret ediyor. Çakmal (güneş tanrısı) insan vücutlu, kartal kafası, jaguar pençeli.
Top Alanı: Top alanı 146 metreye 36 m genişliğinde. 13 gökyüzünü temsil eden 13 top alanı var. 1500 adet top alanının en büyüğü buradaki. Top oyunu sadece dirsek ve kalça ile oynanıyor ve yukardaki deliklerden top geçirilmeye çalışılıyor. Top, 4-5 kg kauçuk bir malzemeden yapılıyormuş. Oyunun ne kadar sürdüğü bilinmiyor. Top geçmezse rahip karar veriyormuş. 7 rakamı kutsal yaşamı temsil ettiğinden top oyunu, 7 oyuncu ile oynanıyormuş. Oyun bitince ise sadece kaptanın kafası kesiliyor. Kitaplarda kaybedenin kafasının kesildiği belirtilirken, arkeologlara göre dinsel bir tören olması, bir çeşit tapınma olması nedeniyle kazananın kafası kesilmekte. Yedi oyuncu rastgele seçilmeyip, kimin oyuncu olacağı babadan oğula geçerek belirlenmekteymiş.
Cenote (senote) denilen bir kuyu var. Yağmur suları, yer altı suları ile doluyor. 1905 de Edward Thomson isimli ABD konsolos yardımcısı olan arkeolog 70$’a toprakları alıyor ve cenotenin içini taradığında verilen kurbanların cesetlerine ulaşılıyor. Kurban töreni öncesinde saunada bir çeşit temizlenmenin yapıldığını anlatıyor rehberimiz. Tapınakta kurban edildikten sonra ise cenote’nin içine atılıyor cesetler. İçinden su alabiliyorlar. Baş rahip kurbanın göğsünü açarak, kalbini çıkarıp yağmur tanrısına adak olarak sunabilmekteymiş. İşte yılın beş günlük bayramındaki ritüel buymuş. Kuyuya atma nedeni ise yağmur tanrısına adamak ve alt dünyaya açılan bir yol olarak görmek (alt dünya, üst dünya kavramları???) Kısaca cenote’ler tanrılara kurban verip, değerli taşların da içine atıldığı yerlermiş önceleri. Günümüzde ise aşağıda görülen cenote’ler (okunuşu senote) insanların yüzdüğü doğal havuzlar olarak kullanılmakta. Cenotelerin tamamen kapalı olanları da varmış.
Bizim gördüğümüz yeryüzüne çıkışı olanlardan Kuyu gibi çok derin, tatlı su olduğundan çabuk yorulabilirsiniz. Eşyalarınız ve üstünüzü değiştirmek için kasa kiralayabiliyorsunuz. Meksika’da 6000 adet cenote bulunmaktaymış. Nasıl oluşmuşlar peki? Gözenekli kireçtaşı yataklarının çökmesi sonucu oluşan ve yeraltı sularını ortaya çıkaran delikler. Ve bu küçük mağaracıkların büyük bir kısmı da birbirine bağlı olduğu düşünülüyormuş. Ama hangisi hangisine bağlı keşfedilmemiş. 1200 tanesi kayıt altına alınmış. Aşağıda fotoğrafını gördüğünüz cenotelerden birinde dalış yapan bir dalgıçın düşüncesini aktarmak istiyorum. “'Önce suyun 30 metre derinliğine indim. Bu bölümde tatlı su vardı. Sonra 60 metre derine indiğimde suyun gittikçe tuzlu bir hal aldığını gördüm. Altımda bir nehir akıyordu. Hem de suyun içinde. Bu akan nehir aslında hidrojen sülfür tabakasıydı. Bu deneyimi herkesin tatmasını isterdim...” Dalış yapmayı sevenler için güzel bir tecrübe olabilir. Merida’ya 17.40 da vardık. Hava erken kararıyor.
Uxmal: (Chichenitza’den eski, okunuşu Uşmal)
Hotel Hacienda Uxmal’de kaldık. Restorantın içinde duvarlarda çiftliğin 1913’lerdeki halini anlatan fotoğraflar vardı. Ana bina 1913 de yapılmış. 1968’de Jacqueline Kennedy Prenses Margarita 1966’da, Grace Kelly 1968’de Uxmal’i ziyaret etmiş. Burası tropik bir ormanın içinde kalan eski bir çiftlikmiş. Uxmal Merida’nın 78 km güneyinde yer almakta. Fotoğraflarda kaldığımız otelin bahçesi ve sabahları hazırlanan kahvaltı görülmekte.
Uxmal ne demek? Yukateco dilinde “üç kez” demekmiş. Efsaneye göre 40 m yüksekliğindeki Büyücüler Piramidi, yumurtadan çıkan ve cadının büyüttüğü bir cüce tarafından yapılmıştır. Şöyle ki: “Orman cücesinden” geliyor adı. Estetik olarak antik kentlerin en güzeli burası.460’lı yıllarda yapılmış Burada büyücü bir kadın yaşıyormuş ve hep bir çocuğu olsun istermiş. Yaşı ilerlemişve çocuğu olamamış. Bir gün su getirmeye gittiğinde, bir mağara bulup mağaranın içinde de bir yumurta bulmuş. Almış ve geceleri göğsünün arasında gündüz ateş yanında saklamış. Ve bir gün yumurtadan avucunun içinde tutabileceği kadar küçük bir insan çıkmış. Annesi ateşe yaklaşma, ateşi eşeleme diye uyarırken çocuk ateşten vurunca çok ses getiren bir disk çıkarmış. O dönem halk kraldan haz etmemekteymiş ve o ses duyulduğunda bir sonraki kralın o olacağı bilinmekteymiş. Kral askerlerini yollayarak cüceyi meydana getirtmiş. Cüce kraldan tahtını isteyince halk cüceye destek vermiş. Tahtı vermek için üç testi geçmesi istenmiş. Birinci test; 100 tn kafasıyla kırması gereken ceviz, ikinci test: öyle bir heykel put yapacak ki ateşte yanmayacak, üçüncü test: meşe ağacının yaprak sayısını bilecek.
Cücenin annesinin rüyasına tanrılar giriyor ve mağaraya gitmesini kask bulacağını bildiriyorlar. Böylece ilk testi geçiyor. Putu çamurdan yapıyor ve ikinci testi de geçiyor. Tanrıların mesajcılarından sayılan bir yarasa herhangi bir sayı söylemesini, tanrıların yardım edeceğini belirtiyor. Ve söylenen sayıya yarasanın doğru demesiyle üçüncü testi de geçiyor cüce. İşte kral olduğu ilk gece bu tapınağı yaptığı anlatılmakta ve cücenin tapınağı olarak bilinmekte. Altında beş tane daha tapınak bulunmaktaymış.
Bu tapınakta el çırpıldığında kartal sesi çıkmakta !!! Bizi en etkileyenlerden biri de bu akustiğin nasıl elde edildiği? Meksikalı arkeologlara göre bu Maya kenti de esrarengiz bir şekilde terk edilmiş. Çevrede bol miktarda iguana gördük.
Burada cenote olmadığından su topladıkları depolar oluşturmuşlar.
Onbirinci Gün: 26.10.2015, Pazartesi
Uxmal antik kentini, büyük piramid, valinin konağı ve dörtgen meydanı ziyaret ettik 7 kapı var ve kaplumbağa şeklinde bir tanrı. Rahibeler manastırını gezdik. Palengue’ye varışımız otobüsle 6 saati geçti. Bugünümüz yolda geçti diyebilirim. Mola için durduğumuz yer güzeldi.
Onikinci Gün: 27.10.2015, Salı, Palenque
Palenque’deyiz. Tarihi M.Ö. 2300 lere dayanıyor. Palenque 1541 de kuruluyor. Merida 1542’de kuruluyor. 25 yıl sonra Pedro Naridora geliyor ve yerliler harabeleri gösteriyor. Rahip, Romalılar geldi ve kurdu düşünüyor ve Mayalılara böyle bir uygarlığı konduramıyor. Kızıl kraliçenin ve kral Herac’ın ?? mezarı burada. İskelet, yeşim taşı bulunduğundan ölüm tanrısına ait olduğu düşünülüyor. 9 tn seviyeden oluşuyor. 4-4 ve 1 tn ortada. Sıradan insansanız alt dünyaya gidersiniz. Meşhur bir kralsanız geri gelirsiniz. Hem ölüm tanrısına hem de kendi atalarını anmak için kurulmuş tapınak.
Ağaçta dikenler var. Bu dikenleri sadece soylu Maya kadınları dillerini delmek için kullanıyorlarmış. 1983 yılında bir arkeolog kazmaya başlıyor ve üç oda bulunuyor. Teori şu: Pakal denilen kralın karısı ya da annesine Kızıl kraliçe adı veriliyor. Soylular alt dünyaya giderken tek gitmiyorlar, hizmetkarlarıyla birlikte gömülmüş (daha fazla bilgi için https://www.youtube.com/watch?v=Pf8LtqxDnEw ). Kemiklerden anlaşılıyor ve mezarın rengi kızıl.
Büyük piramidi gezdik: Pakal (kral) 12 yaşında tahta geçmiş. İ.S. 615 yılında. Tahta çıkıyor ve 12 yaşında yetişkin olduğuna inanılıyor. Maya inanışına göre 683 yılında ölmüş (83 yaş ) Çok yaşamış. Ortalama ölüm yaşı 50. Ölmeden önce Pakal, mimarlarını gönderip alt dünyanın dokuz kattan oluştuğuna inanıldığından dokuz kat halinde mezarı yaptırıyor. 1953 yılında Meksikalı bir arkeolog yukarda bir delik bulup aşağıya iniyor ve Pakal’ın mezarını buluyor. Yeşim taşlarını birleştirdiklerinde maskeyi buluyorlar. İşlenmesi çok zor olduğu için elmas uçlu matkap kullanılmış. Bunun nasıl çalıştırılabildiği bilinmiyor. Ölülere maske, göğüslük yapılıyor o dönem. Bu tür eşyaları ise sadece soylular giyebiliyor. Yeşim taşı çiftle için sonsuzluğu, aşkı simgeliyor. (Jade is forever) Savaşçılar uzun saçlı ve at kuyruğu şeklinde saçlarını bağlayarak, kağıttan küpe takarlarmış. Mayalar şehir devlet olarak kurulduklarından birbirleriyle savaş halindeler ve gözetleme kulesinden düşmanın geip gelmediği gözetleniyor. Yağmur, güneş, ay tanrısı kabartmaları var. Çok ağır yağmur yağsa bile yaptıkları drenaj sayesinde birikme olmuyor. Buhar banyosunda bir tür abdest gibi banyoya giriyorlar. Alt dünya tanrılarına dua ederlerken kendilerini yıkıyorlar.
Palenque krallarının en güçlüsü Kinib Hanab Pakal’ın taç giyme töreni anlatılmış. İyi bir avcıymış. Gece ve gündüz avlanabiliyormuş. Kendisini simgeleyebilecek hayvan olarak jaguarı seçmiş. Aşağıdaki resimde Pakal’ın figürü dikey ya da yatay olarak incelenebilir. Aşağıda yatay bakıldığında görülen Pakal’ın sanki bir uzay aracına binmiş gibi resmedilmiş olduğu. Resme dikey olarak bakarsanız etsiz dev çeneler arasından Pakal yeraltına düşüyor, üst kısmında yükselen dünya ağacının üstünde kuş canavar Wugub Kaqix görülüyor. Sahnenin çevresinde gök cisimleri, ata figürlerinden oluşan bir şerit var. (MS 683).
Şehir devletler arasında büyüyebilmek için güç savaşı bulunmaktaymış ve Tikal, Palenque birbirleriyle büyümek için savaşıyorlarmış. Maya dünyası dört önemli noktayı simgeliyor. Güney: mezar, Kuzey: açık, güneş tanrısının doğışu ???
Duvarlara sıva yaparlarken reçine, salyangoz ve kireç taşı (kalsiyum) kullanılmış. Alt dünyaya gittikten sonra cenin pozisyonunda Pakal’ın tekrar doğacağına ve cennete gideceğine inanılıyor.
Itzamnaj( the create of everything)
Güneş tanrısının rengi kırmızı.1990’ların başında başlayan halk hareketi ile Mayalar eşitlik istiyorlar. İkinci komutan Marcos (eski liderleri Emiliano Zapata’ya comandante denmesinden dolayı, ona saygısından dolayı kendisine 2.komutan –subcomandante lakabını verdiği görüşü dışında Meksika yerlisi olmadığı için kendisinin ikinci komutan olarak anıldığı görüşleri bulunmakta) adında bir lider hareketin başında. Tanınmamak için maske takıyor. Söylediği bir söz: "Eğer biri sana parmağıyla güneşi gösterir ve sen de parmağa bakarsan aptalsın demektir. eğer güneşe bakarsan daha da aptalsındır, çünkü güneş gözlerini kör eder. Senin bakman gereken parmakla güneş arasında uçan kuştur..."
1994’de ayaklanma başlayınca paramilitary denen gruplar kuruluyor ve bu guruplar katliamlar yapıyor.
19.yy’da eşitsizlik nedeniyle bir İspanyolla karşılaşan yerli kaldırımdan çıkmak ve yol vermek zorundaymış. İspanyolca, İngilizce, Fransızca konuşanın daha çok saygı duyduğunda inanıyor rehberimiz.
Onüçüncü Gün: 28.10.2015, Çarşamba, San Juan Çhamula Köyü
San Juan Chamula, Chipas eyaletinde 50 000 nüfuslu bir kasaba. Rehberimiz Emilio. Saat 10.00 Kilise ziyareti yapılacak ve şaman tarafından yapılan bir töreni izleme imkanımız olacak. Yerl,i kadınların kendi giysilerini yaptıkları bir atölye var. Bu köyde fotoğraf çekimi yapmak yasak.5000 peso para cezası var. 2200 m yükseklikte olduğumuz için hava serinledi. Mayalar günümüzde de hala güneş, yağmur tanrısına inanıyorlar. İspanyollar geldiklerinde kendi dinlerini empoze ediyorlar ama Mayaların kendi dinlerini kullanmalarına da izin veriyorlar. Hala güneş, yağmur tanrısına dua ediyorlar. Kadınlar siyah etek giyiyorlar ve giydikleri etek koyun yününden yapılmış. Önce mezar ziyareti yapıyoruz. Çok temiz, yeni gömülmüş gibi görünüyor toprağa baktığınızda. 7 haçın olması o mezarda 7 kişinin yatıyor olması anlamına geliyor. Beyaz haç çocuk, siyah haç yaşlı, mavi haç kadın ve yeşil haç mayordama , uşak (kilisede heykelleri koruyan, yenileyen) kişileri simgeliyor. 1 Kasım sabahı mezarlıklar temizleniyor, sarı renkli çiçekler yollara, mezara konuluyor ve böylece ruhun evini kolaylıkla bulabileceğine inanılıyor. Üst dünyaya geçmek için gözlere iki para konuluyor (bir nevi bahşiş), köpeği sahibi öldürünce öldürme sözkonusuymuş. Eskiden hizmetkarlar da öldürülürken şimdi sadece köpek öldürülüyormuş. Mezarlıktan aşaıya doğru yürürken sağ tarafta kurulu yün pançolar dikkatimizi çekiverdi. Alışveriş diyince ekip kendini kaybediyor. Bir yün şapka 50 peso, panço 200 peso Hızlı bir alışveriş sonrasında kiliseye vardık.
10.45’de kiliseye girdik. Şaman hastanın bileğine dokunup ne tür hastalığı olduğunu söylüyor. Büyük mum büyük şeyler, küçük mum küçük dilekler için yakılıyor. Yumurta temizlemek için vücuduna sürülüyor, tavuk vücutta gezdiriliyor ve böylece kötü ruhun atıldığına inanılıyor. Mum bir tarafa doğru yatarsa isteğinin kabul olmayacağı düşünülüyor ve bir kere daha gelmesi isteniyor. Eskiden mısırdan yapılan cica diye bir içecek kullanılırken, günümüzde Coca cola içiriliyor. Fotoğraf çekiminin yasak olmasının nedeni, ruhlarının hapsedileceğine olan inanış. Aramızda bu kurala uymayanlar oldu tabi ki! Rehberimiz Emilio zor durumda kaldı ama problem çok büyümeden çözmeyi de başardı Fotoğraf çekimi yasak olduğu için kilisedeki tören ve pazar yeri ile ilgili fotoğraf paylaşamıyorum.
Kiliseden çıktıktan sonra meyve, sebze, kıyafet satışının yapıldığı bir pazarın içinden geçtik. Çok küçük annelerin olması dikkatimi çekti. Daha sonra Zihacantan Köyü’ne geçtik. Köyün geçim kaynağı çiçek yetiştiriciliği. Köy kadınlarının giysileri çiçekli, çok güzel. Fotoğraf almamız yine yasak. Köyün içinde yerel ürünlerin satıldığı bir yere gittik. Bir evdeki anne, baba, evlenecek kız, damadın yöresel kıyafetlerini tanıtmak amacıyla Yıldız, Levent, Sara, Zerrin’e yöresel kıyafetler giydirdiler ve güzel bir canlandırma yaptılar. Sonrasında “Porsche” adı verilen yerel içeceklerinden tattık.
Nem, sivrisinek nedeniyle şehir yukarı taşınıyor. Chiapasdayız. Çia tohumlarını vergi ödemek için kullanıyorlarmış. (Chiapas) Piskopos şehre adını veriyor. Saat 13.00 da amber müzesini geziyoruz.
Saat 14.30 da La Popular Mezcaleria restoranında öğle yemeğimizi yiyoruz.
Ondördüncü Gün 29.11.2015, El Sumidero (kanal, oluk) Kanyonu:
Bugün 20 Ekim, cumhuriyet bayramı. Atamı unutma mümkün mü? Cumhuriyet bayramımız kutlu olsun.
Canon del Sumidero, Chiapas eyaletinin kuzey sınırında yer almakta. ABD’deki Grand Canyon ile aynı dönemde oluşmuş. Kanyon 22 bin hektara yaklaşan bir ulusal park ile koruma altına alınmış. Sumidero kanyonuna, Chipa de Corzo’dan kalkan teknelerle gidiliyor. Grijalv nehrinin bu kanyon içinde büyük bir mağaraya döküldüğü düşünülmekte. 25km uzunluğundaymış. Bazı kıyılara yaklaştığımızda büyük, yavru timsahlarla, uçan farklı kuş türleriyle karşılaştık. Falezleriyle, yukardan aşağı dökülen doğal yağmur sularıyla Meksika’nın en etkileyici kanyonu denilmekte. Teknemiz falezlere yaklaştığında aramızda ıslananlar olsa da hepimiz de mutluyduk. Inah, museo de sitio’yu ziyaret ettik. Öğleden sonra uzun bir yolculuk yaparak ölüler günü kutlamaları için Oaxaca kentine doğru yola çıktık.
Onbeşinci Gün: 30 Ekim 2015, Cuma, Monte Alban Arkeolojik Bölgesi, Qoxaca, Zapotekler
Mission Oaxaca otelinde kaldık. Otelimiz Oaxaca merkezden 10 dk kadar uzaktaydı ve çok sayıda polis bulunmaktaydı. Ölüler günü festivalinin en canlı geçtiği şehir olarak biliniyor Oaxaca. Mayalardan sonra Qoxaca’ya Zapoteklere geldik. Qoxaca, 1536 şehrin başlangıç tarihi. Yerliler için kutsal bir yere gelme anlamındaymış. Dans, gelenekler, ölüler günü Zapoteklerden geliyor. İ.Ö. 500 e dayanıyor kuruluşu. İ.S. 700’lü yıllarda ise terk edilmeye başlanmış. 35 000 nüfus yaşamış. Havanın soğuduğunu iyice hissediyoruz
Zapoteklerin kökeni 5000 yıl öncesine dayanıyor. Mayaların ulaştığı seviyeye saygı duyuyorlar. Hayatın üç aşamalı olduğuna inanıyorlar. Bulunduğumuz, alt dünya ve üst dünya. Ölündüğünde objeleri mezara koyma nedenleri diğer hayatta ihtiyaçlarının olacağı düşüncesi. Cehenneme inanmıyorlar. Meskal (halk içeceği)
Pamuk ağacı, Zapotek toplumu için önemli bir ağaç. Soylulara bu ağaçtan kıyafet yapıyorlar. Altından bilezikler ve takma tırnaklar yapıyorlar. Kast sistemi var. Zengin bir ailede doğmuşsan sürekli üst kayman, alt katmandan doğmuşsan alt katmandan kabul ediliyor.
Monte Alban
Oaxaca’dan Monte Alban’a gidiş 13 km. Teotihuacan’dan sonra ki en büyük ikinci tören merkezi ilan edilmiş. İspanyolca Monte Alban “beyaz dağ” anlamına geliyormuş. Zapotek’lerin başkenti olan Monte Alban harabelerinde tapınakları, tören merkezlerini, avluları ziyaret ettik. Top sahası: Oyunda kaybedilenler öldürülüyor. Kaybedersen sonuçlarına katlanırsın. İki değişik bağlamda oynanıyor oyun. Askeri bağlamda kaybedenler, dini bağlamda ise kazananlar öldürülüyor ve bu onlar için büyük bir onur. Kanınız tanrılara kurban edilmiş oluyor ve toplum için bu önemli. Halka açık bir oyun değil. Mayalarda halka açık olanlar varken burada top oyununun halka kapalı olduğunu öğreniyoruz.
Mısır’da insanlar sevdikleri objelerle gömülüyorlar. Mısırlıların kullandıkları araçlar, at, tekerlek. Burada ise bunların hepsi tanınmadan yapılmış. İlk müzik aletleri elleriyle çıkardıkları sesmiş. Sabah kuş sesi duyulduğunda sıcak bir gün olacağı anlaşılıyormuş. Doğal sesleri taklit edebilmek amacıyla enstrümanlar yapılmaya başlanmış. Avladıkları hayvanları onure etmek için yaptıkları hareketler sonucu ise dans ortaya çıkmış. Mısır çok önemli. Eski zamanlarda insanlar isimleriyle ilgili kıyafetler giyiyormuş ve kadınların giyimi önemliymiş. Adak yapılan yerde insan kurban edilebiliyormuş.
Aqua Azul Şelalelerinin yakınında yemek siparişlerimizi verdikten sonra yukarıda, basamak basamak çıkılan şelalere doğru yürüdük. Bir şeyler satarak gelir elde etmeye çalışan çok sayıda çocuk var. Ekip çok sayıda muz, meyve almaya çalıştı. Hava tekrar ısındı.
Onaltıncı Gün: 31 Ekim 2015, Ctesi
2000 yıl önce bataklık olan bir bölgeye geliyoruz. Şimdiye kadar gördüğüm en yüce, en yaşlı ağaç ile karşılaşıyorum. İnanılmaz. O kadar büyük ki fotoğrafını çekemiyoruz. Çevresinde 50 kişinin olması gerekiyormuş. 1000 ve 180 yılında olan ağaçlarda var.
Bugün 15.35 de Oaxaca’yı gezdik. Bir çok soru var aklımıza takılan. Zapotekler tekerleği tanımıyorlar, atları da yok ve metal aletleri de yok. Peki gördüğümüz yuvarlak sütunları bu kadar güzel yapmayı nasıl başardılar? Telekinezi???
Rehberimiz Mekslişiklikoo dedirtmeye çalışıyor.
Rehberimize göre Mayalar, Zapoteklerin yaptıklarını biraz daha ileriye götürdüler. Girdiğimiz odalardan birisi kapkaranlık olmasına rağmen içerde fotoğraf çekildiğinde , fotoğraf gayet iyi çıkıyordu.
Ölüler günü (Dia de los Muertos)
İki mezarlık ziyareti gerçekleştirdik. Nasıl anlatsam ki? Şu yaşıma kadar yaşadığım en ilginç tecrübeydi. Aslında yaşama ve ölüme bakış açımı değiştirdi bile diyebilirim. Ölüler günü (Dia de los Muertos), cadılar bayramından farklı olarak korkutma amaçlı değil. Festivalin amacı, ölenlerin unutulmamasını sağlamak. Ölüler için bir çok yerde sunaklar kurulmakta ve içleri sarı kadife çiçeklerle süslenmekte. Aileler mezarlarının başında, kaybettikleri sevdiklerinin eşyalarını koymuşlar sohbet ediyorlar. Yanlarındaymış gibi. Ölen çocuksa mezarda oyuncakları var. Hüzünlü görünen yok. Yakın tarihte bir kayıp yaşanmışsa belki. Ölümü gayet doğal karşıladıkları apaçık. Şarkı söyleyen, gitar çalan var. Kaybedilen kişinin ruhunun onlarla olduğuna inanılıyor. Sarı çiçekler mis gibi kokuyor. Ölüm değil de sanki festivale gidiliyormuş gibi herkes özenli giyinmiş, yüzler iskelet şeklinde beyaz boyalarla boyanmış. Şekerlemelerden yapılmış kurukafalar, iskeletler, bol miktarda mum, ölüler günü için özel yapılmış ekmekler görüyorsunuz. Her yerde iskelet temalı nesneler bulunmakta. Herkes saygılı, aşırılık da yok. Cehenneme inanmıyorlar. Eşya konulmasının nedeni daha önce yazdığım gibi yeniden doğuşun olacağı inancı.
19.50 de Mezcal Artesanal El Rey De Matatlan’a geldik.
Onyedinci Gün: 01.10.2015, Pazar, Mexico City
Bugün aklımız Türkiye’de. Seçimin ne olacağını merak ediyoruz. Bir sene öncesinden seçim tarihi belirli değilken planlanmış bir gezi olduğundan buradayız, ama aklımız Türkiye’de.
Mexico City’ye geçiyoruz. Hayme rehberimiz, Don Pedro şöförümüz. Mexico city’de Hotel Sevilla Palace’da kalacağız. Mexico City’nin nüfusu 18,5 milyon. İstanbul’dan büyük bir şehirdeyiz. Bir eyalet. Meksika Yucatani Chipas gibi kırkdan fazla eyaletden oluşuyor. Nüfus etrafıyla birlikte hesaba katıldığında 25 milyonu geçiyor. Genel yöneticiye yardım eden 16 belediye başkanı bulunmakta. Sahilin güney kısmına gidiyoruz. Kolonial bir bölge, daha temiz. Mexico city içinde yeşil alanlar, parklar var. Mısır, fasulye, biber yetiştiriliyor. Aztekler ilk yerleştiklerinde bataklıkmış, Aztekler efsaneye göre rüyasında gördüğü kartal ile yılanın buluşacağı yere kadar gitmeye kararlı kahinleri Tenoch’u izlemişler. Ağzında yılan tutatn kartalı görünce bunu bir işaret olarak alıp Tetzcoco gölünün olduğu adaya yerleşmişler. Ve şehre “tenochtitlan” adını vermişler. 1573 yılında gelip yerleşmişler. Su baskınlarından kurtulmak için taşlardan setler yapmışlar. 15. ve 16. y.y.da İspanyollar geliyor. Yaptıkları binaların bir kısmı kurutalamadığından dolayı çökmüş.
1521’de Aztek şehri inşa edilince en güvenli yer olarak bulunmuş.Volkanik bir yer. Büyük bir patlamada 8-10 m kül birikmiş verimli toprağa dönüşmüş. İspanyollar kiliselerini ve evlerini oraya kurmuşlar.
Meksika denildiğinde ilk akla gelen isimlerden biri Frida Kahlo tabi ki. Meksika’da doğmuş, babası Alman, annesi Meksikalı. Yerli gelenekleri seviyor, biseksüel. Diego’nun ailesi pek sevmiyormuş. Babası ataist. 1930’larda çok kabul edilmiyor. Diego Riviera çok bilinen bir ressam, duvar resimleri var. Frida küçüklüğünden beri onun resimleriyle büyüyor. Genç kızken 18 yaşında kaza geçiriyor ve bir çok kemiği kırılıyor. İlaçlarla yaşamaya çalışıyor. Diego’yu gençken tanıyor ve Diego başka kadınlarla, kızkardeşiyle kendisini aldatıyor.. Frida’nın Troçki ile ilişkisi oluyor. Çocuk resimleri gibi başlıyor. 1945 yılında ölüyor.
Mexico City’e 1968 de Osmanlı saati hediye edilmiş.45 katlı bina var. Empire State modelinde. Çapultepek mahallesinde Atatürk heykeli hediye edilmiş.
16.yy da İspanyollar, Azteklerin yaptığı piramidin üstüne meydanda katedrali yapmışlar. İspanyollar Moktesuma ??? isimli hükümdarın sarayının üstüne de parlemento binası yapılmış.
Festivallerde kullanılan pinataları (içine şeker konulan ve yüksekten sallandırılan, yumuşak maddeden yapılmış, renkli kağıt bebekler) bir çok yerde gördük. Özellikle partilerde çocukların sopa ile vurarak kırıp şekerlerin, içine konulan sakızların yere düşürmeleri sağlanıyormuş. Bunun yerlileri Katolikleştirmek için kullanılan yöntemlerden biri olduğu söyleniyor ?
Meksika şehir merkezini otobüsle biraz gezdikten sonra öğle yemeğinde herkes dilediği yemeği seçebileceği şekilde dağıldı. Sara ile yerel bir restoranda insanların arasına karıştık ve menüye bile bakmadan karşımızda oturanların yediklerinden istedik. Gerçek Meksika yemeği, acı soslarıyla… İnsanların arasına karışmak çok keyifli, yemek sonrasında serbest zamanda kendi başımıza dolaştık biraz. Parkta vals, tango yapan yaşlı çiftleri seyrettim uzun bir süre. Daha sonra dans edenlerin aslında birbirlerini tanımadıklarını, o anda birbirlerini dansa davet ettiklerini öğrendim. Kıyafetleri, duruşları, dansları…. Yaptıkları işten zevk aldıkları öyle belli ki. Önemli olan yaşları değil, önemli olan etraflarına mutluluk saçmaları, yarattıkları etki.
Bir yerden bir yere karayolundan ulaşmak uzun zaman alıyor. Otobüs yolculuğunu seviyorsanız tadını çıkarabilirsiniz gördüğünüz manzaraların. Meksika’yı dolaşmak, kültürünü anlamaya çalışmak başlı başına ayrı bir keyif. Diğer taraftan olumlu yönleri dışında karşılaştığımız ve bizi üzen konular da oldu tabi. Cahit ve Sara ile dolaşırken 2014 yılında kaçırılmış ve ortadan kaybolmuş kırküç öğrencinin fotoğraflarını, bilgilerini gördük meydanda. Bir çeşit platform hazırlanmış, gençleri anmak için. Meksika’nın güneyinde Guerrero eyaletinde öğretmenlik eğitimi gören kırküç sol görüşlü öğrencinin canlı olarak ortaya çıkarılması talebi, Meksika sınırlarının ötesine geçmiş ve İspanya, Bolivya, Çin, Hollanda, Bangladeş, Yunanistan, İrlanda, Fransa, Bosna, Tayland, Etiyopya ve Britanya öğrencileri dilekçe imzalayarak kaçırılan öğrencilere destek protestolarına katılmışlar. Öğrencilerin akıbeti konusunda maalesef hiçbir şey bilinmiyor. Uyuşturucu mafyasından şüpheleniliyor. Kalabalık bir ekip olduğumuzdan ve turistik yerleri dolaştığımızdan en ufak bir tehlike hissetmedim seyahat süresince. Bununla birlikte Mexico şehir merkezinde kaybolan gençler için yakılan mumlar ve asılan afişler şu gerçeği bir kez daha hatırlattı: “İnsan tacirleri, çeteler çok acımasız olabiliyor”.
Onyedinci gün: 01.10.2015, Pazar , Ciudad De Mexico Center Historica
Diego’nun Ulusal Saray'daki duvar resimleri oldukça etkileyici. Sağ tarafta Aztekler, aşağı tarafta İspanyolların gelişi ve Meksika işgali, Zapata’nın bağımsızlık savaşının anlatıldığı duvar resimleri siyasi ve toplumsal içerikle aktarılmış
Aztekler, kartalı yılan yerken görüyorlar ve bunu tanrılardan gelen bir işaret olarak görerek katedralin olduğu yere piramidi inşa ediyorlar. Duvar resimlerini yapmak 1929’dan 1935 yılına kadar zaman almış.(6yıl) Frida Kahlo’yu çocuklara ders verirken görebiliyorsunuz. Aztek askerlerini hayvan kılığına girerek savaşırken resmetmiş.
Pancovilla, Emiliano Zapato özgürlük için savaşmışlar. Devrim sırasında yapılan en önemli şey toprak reformu, ulusal kimliğin yükselmesini sağlamış. Meksika’da kültürel Rönesans yapıyor. Diego Meksika’da değişik kavimlerin resimlerini yapmış Kunik şapkalar enginizasyon kurbanlarını gösteriyor. Duvarlardan birinde kızgın olduğu bir dönem çizdiği fahişe resmini Frida’ya benzetmiş. Girişteki resimler altı yıl, koridorlardaki dokuz yıl, onbeş yıl sürmüş. Tek başına yapmış. En iyi sanat fakültelerinden öğrenciler yardım için seçilmiş. Tüm Meksika’yı gezmiş, masraflar bakanlıkça karşılanmış. Azteklerin yaşadığı yerin çoğunluğu göl. Mexico City’de 130 bin kişi yaşıyormuş. Aztekler, ticaret yollarının kesiştiği yerde 370 şehri kontrol etmiş ve 80 günde bir bu şehirler Azteklere vergi ödüyorlarmış. Mexico’nun anlamı (ayın ortasında). Kağıt, kakao, mısır üretimleri var.
Mihoçakan kabilesi resmi kendi kumaş tekstillerini yaparlarken resmedilmiş, altını en iyi işleyenler Zapotekler. Sol tarafta resimde top oyunu var. Resimde görülen tüysüz köpek yerliler tarafından yeniliyormuş., şimdi ise koruma altında. Mısırdan un yapılan, mısır tanrısının resmi var.
Cholate acı su anlamına geliyor. Tekila öncesinde bir çeşit kaktüsten damıtma yapmadan fermante yapılan bir içecek yapıyorlar. Ulusal sarayda dört avlu var. Aşkanlık sarayı var birinde.
İspanyolların geldiği dönem 1519. Yerlilerin çoğu İspanyollar için çalışmayı redediyorlar. Afrika’da köle getirtip damgalıyorlar. Diego, Frida öldükten sonra çalışmak istememiş.
Reforma Avenue’da çok sayıda restoran, şirket şubeleri var.
Onsekizinci Gün: 02.11.2015, Pazartesi, Mexico City, Teotihuacana Antik Kenti
Mexico City’nin 72 km uzunluğunda en uzun yolunu gidiyoruz. Tetovikan Aztekler tarafından kullanılmış en büyük antik kent. 50 km sonrasında Mexico şehri ve eyaleti var. Şehir 18,5 milyon, eyalet 25 milyon. Evler pembe ve kırmızı renkli olarak boyanmış. Gönüllüler tarafından yapılan boyama suç oranını düşürmüş. Fabrikalar çıkışta gecekondulaşma var. Su depoları var. Su gelmeyince kaçak elektrik, su kullanıyorlar. Gecekondu çok. Araba yolu kadar bisiklet yolunun olması da dikkatimi çekiyor. İsteyen bisiklet kiralayarak dolaşabilir.
Teotihuacana Antik Kenti
Teotihuacana Antik Kenti’nin şu ana kadar sadece %10’u kazılmış ve gün ışığına çıkarılmış. Şehrin yöneticilerinin buraya gömüldüğüne inanılıyor. Şehrin tören merkezi, iki ekseni kuzey güney ekseni arasına “Ölüler bulvarı” denilmekte. Bir uçta ay tapınağı diğer uçta ise daha büyük yapılmış güneş piramidi bulunmakta.
Çok sayıda ağaç kullanılmış. Yapıların %70’i restore edilmiş. Jaguar güç sembolü olarak görülüyor. Gücü temsil ettiği için de bu dünyayı temsil ediyor. Sol taraftaki yıldız yağmur tanrısı İ.S. 150’de yapılmış. 1850 yıllık. Çiçekli rölyef, bütün tanrıların anısına yapılmış.
Mayalar, metale gerekli önemi vermemişler ve obsidyen taşını kesici olarak bıçak ucunda, ok ucunda kullanmışlar. Ticaret burada gelişmiş, kakao, obsidyen ile değiştirilmiş, İ.S.800’den sonra ise şehir terk edilmiş. Mayalarda ticaret mallarının başında yeşim taşı, kakao, mısır ve tuzun yanında obsidyen taşının bulunması, ticaret hayatında obsidyenin ne denli önem taşıdığını ortaya koymakta. Bir çok süs eşyası, kesici alet yapılmış bu taştan. Pozitif, doğal enerjisine inanılıyor ve balık tutmak için de kullanılıytor. Dünyaya taş buradan yayılmış. Ayrıca çok keskin olduğu için bu taş tanrılara adak adamak içinde kullanılmış. Obsidyen taşıyla kaktüsün ortası kesildiğinde tatlı bir sıvı çıkıyor ortaya. Buna “Magei” adı veriliyor. 2500 yıl önce yapılmaya başlanan ilk alkollü içecek buymuş.
Ayrıca kaktüsten elde edilen ilk kağıdı, “michurete” ??? (görevli, papirüsten daha iyi olduğunu söylüyor” görüyoruz.
13 uğurlu sayılardan. 13 tane piramit yapılmış ve en büyüğü Güneş piramidi (büyücü, kraliçe). Güneş tapınağının özelliği “İnsanların tanrıya dönüştüğü yer “ anlamına gelmekte. Aztekler piramitleri bulmuş. Güneş tapınağının özelliği tanrının insanları dört kez yarattığına son kez ise burada yarattığına inanılması. O nedenle buraya “insanların tanrıya dönüştüğü yer “ adı verilmiş. Tavan, ağaçlarla yapılıyor sonra sıvayla kapatılıyor. Her şey avlunun etrafında kurulmuş. Bunun nedeni ise sosyalleşmenin sağlanması. Güneş tapınağının karşısında ise biraz daha küçük olan, yine de tüm heybetiyle duran ay tapınağı bulunmakta.
Pulke, Azteklerin dini ritüellerde kullandıkları, fermante edilmiş bir içecek.
Ondokuzuncu Gün: 03. 11. 2015, Salı, Museo Dollores Olmedo (Frida ve Diego’nun eserleri)
Bugün herkese istediğini yapması için serbest zaman verildi ve isteyenler istediği müzeye, şehir merkezine gidebildi. Saat 16.00’da otelde buluşulması kararlaştırıldı. Frida ile Diego’nun çok daha fazla eserini görebileceğimiz Dollores Olmedo müzesine gitmeye karar verdik. Sara, Aliye ve ben otelden Dollores Olmedo müzesine gidebilmek için bir taksiyle (300 pesoya gidiş, 300 pesoya dönüş ve bizi orda iki saat beklemesi üzerine) anlaştık. Saat 12.30-14.30 arasında şehir merkezinden bir saat uzakta olan Dollores Olmedo müzesine gittik. Müze girişi 80 peso. Şöforümüz Alberto, İngilizce bildiğinden gidiş ve dönüşte müze hakkında bilgi verdi.
Dönüşte yine Lufthansa’nın 20.50 uçuşuyla Franfurt’a ve oradan İstanbul’a geldik. Bazı arkadaşlarımız İstanbul’da konaklarken ben Ankara uçağı ile konaklamadan döndüm. Çok uzun ama bir o kadar da keyifli bir seyahat oldu.
Daha nice gezilerde görüşmek dileğiyle Engin ve Cahit’e teşekkür ediyorum.



Kaydol:
Yorumlar (Atom)