This was one
of the coolest things we did while in Iceland!
Doğası farklılıklarla
dolu ve sizi her an şaşırtabilen,
Atlas okyanusunun kuzeyinde Grönland’a yakın bir Avrupa ülkesi İzlanda. 1944’te Danimarka’dan koparak bağımsızlığını
ilan etmiş. Bomboş bir arazi, "burada ne işimiz var ki" dediğiniz anda öylesine bir doğa
harikası ya da olay karşınıza çıkıyor ki "nasıl yaniiiii???? " diyorsunuz. Doğaya
ayak uydurmanız gerekiyor. Sağ taraf çorak arazi gibi
dururken, sol taraf yemyeşil, yeşillikler içinde Hobbit
evleri, doğal jakuziler, insana benzeyen şekilleriyle kayalar, dağın içinden
çıkan şelaleler, boş yollar, ansızın çıkan gökkuşağı . Çimen ve yeşillik olan
bir yerden geçiyoruz derken ansızın lav ve kül bahçesine giriyorsunuz.
Bir taraf buzul kaplı, bir tarafta yer fokur fokur kaynıyor. Ateş ve Buz
ülkesinde ateş ve buz yan yana. Atlar, koyunlar doğada başıboş geziyor. Sahipleri
yok mu bunların diyorsunuz. Yaklaşınca atlar kaçmıyor, insan gibi bakıyorlar.
Hatta bazıları sevmenize izin veriyor. Koyunlar hele çok komik. Durup durup
koyun seyrettik. Top gibi yumuk yumuklar. Bulutlar bile pamuk pamuk koyuna benziyor. Alttan iki çalı bacak takılmış her
birine sanki. Görüntüleri çok komik. Daha da komiği onlar da bize bakıyor, bizi inceliyor cok yaklaşmayınca. Yaklaşırsak kaçıyorlar.


İnsanlar ortada yok. “Hidden people” diyorlar zaten.
Ve kitapçılarda elf, trol hikaye kitaplarını görüyorsunuz. Boşuna yazılmamış
elf hikayeleri. Adaya ilk yerleşenler Vikinglermiş. Düzen var ve herkes bu
düzene uyuyor. Kendi kendini kontrol ediyor. Görünürde denetleyen yok sanki. Kaybolsak, başımıza bir şey gelse kimse bizi bulamaz diyeceğiniz yerlerden
geçiyorsunuz. Orman yok, yabani hayvan da yok. Ayı görmedik yani. Buzulların olmadığı
kesimlerde geniş otlaklar var. Gulf stream akıntısı nedeniyle soğuğu da çok
fazla hissetmiyorsunuz. Dünyada en çok silah bulunduran ülkelerden biri
olmasına rağmen, en az suç işlenen sekizinci ülke. Silah tozunun kaynağı burada
aslında, ilerde anlatacağım. Human Development Index’e göre yaşam kalitesi en
yüksek olan ülke. Panama belgeleri açığa çıkmıştı hatırlarsanız. İlk
istifa İzlanda Başbakanından gelmişti. Veeee kuzey ışıkları
tabi ki!
Kuzey ışıklarını
görebilmeniz için en iyi dönemin Eylül-Mart arası olduğu söyleniyor. Dans eden ruhlar, dans eden ışıklar her ne derseniz diyin mucizeyle
karşılaşmış gibi oluyorsunuz görünce. İzlanda da doğa öylesine güzel ki
kartpostalın içine girip yürüdüğünüzü düşündüğünüz anlar oluyor. Lavlar, krater gölleri, şelaleler, gayzer,
tepelerdeki karlar. Ürün yetişecek bir arazi yok ama doğa büyüleyici ve sürprizlerle
dolu.
Pahalı mı? Yeme, içme çok pahalı. Para birimi İzlanda kronu (ISK). Dönüştürmesi de
zor. 100ISK= 2,64TL, 1000ISK=26TL Bir
kupa kahve 540 ISK (15TL), balık çorbası 1990 ISK (52TL), tavuk kanadı 1380 ISK
(37TL), salata 1990 ISK (52TL), tost 750
ISK (20TL), soda 385 ISK (10TL). Baget ekmek 15TL. Buğday yetişmesi çok zor
tabi. Hockaup denilen alışveriş yeri şehrin dışında. Fiyatlar evet çok pahalı.
Coca Cola 190 ISK. Araba kiralayacaksanız büyük alışveriş yerlerinden alışveriş
yapın. Kredi kartıyla da alışveriş yapılabiliyor. Reykjavik’de marketler de çok
pahalı. Naylon poşet için de para ödemeniz gerekir o nedenle yanınızda
küçülebilen bez çanta olsun. Ada olduğu için nakliye maliyetleri yüksek, ürün
yetiştirmesi zor. Balıkçılık, turizm önemli. Balina, morina, ringa balıkları
ünlü. Özellikle de kış turizmi ve termal kaynaklı turizm oldukça gelişmiş.

2008 krizinde Norveç’e
çok göç eden olmuş. Dunkin Donuts’da konuştuğumuz çalışanlar yaşayan herkes
için İzlanda’nın pahalı olduğunu, yaşam kalitesi yüksek olan bir ülke denilse
de geçimin zor olduğunu, gençlerin uygun kiralık ev aradıklarını, gençlerin
gelirlerinin ev almaya yetmeyeceğini, eğitimli kesimin büyük kısmının Norveç’e
göç ettiğini söylediler. Yeme içme için konserve yiyecekler, hazır çorba,
çerez, poşet çay, kahve gibi ürünleri yanınızda getirebilirsiniz. Kendinize
yolda mola verdiğinizde yemek için sandviç hazırlayabilirsiniz. Açıkcası öğle
molalarında hazır çorba, termosta sıcak su çok işimize yaradı. Öyle her
istediğiniz an tesis, alışveriş yeri bulabileceğiniz bir yer değil burası. Çok uzun süre hiçbir tesisle karşılaşmadan
yol alıyorsunuz. Hazırlıklı gelmeniz gerek. Gerekirse de bir hafta az yiyin,
diyet yapın. Kamp ocağını da getirmiştim ama yakıtı alt bagaja koymama rağmen
havaalanında aldıklarından yeniden yakıt almadık ve kullanamadık.
Ana şehirler: Reykjavik, Vik, Höfn ve Akureyri. Her birinde birbirinden çok farklı
doğa güzellikleri var. Birini görmeseniz aklınızda kalır. Buraya gelmeyi
planlayın. Şansımız yaver gitti kuzey ışıklarını bedava gördük. Sırf bunun için fotoğraf turları düzenleniyormuş 10
günlüğü 2500 euro’ya. Son olarak buraya tur yerine doğayı seven, iyi yol arkadaşlarıyla
gelmenizi öneririm.
Yanınızda
Olması Gerekenler: Yağmurluk, sıcak su için termos,
polar ya da kaz tüyü mont, eldiven, bere, tırmanmayı seviyorsanız bilekli bot,
ıslanmayacak yürüyüş ayakkabısı, termal havuzlar için mayo, havlu, bone, güneş
gözlüğü, şelalelerde ıslanmamak için yağmurluk, telefonunuzun ıslanmaması için
su geçirmeyen şeffaf koruyucu kap (özellikle Blue Lagoon ve şelale çekimlerinde
gerekecek), tabi ki fotoğraf makinanız, şarj, piller, uyku yastığı, plastik
bardak, tabak, öğle yemekleri için hazır çorba, balık konserve, bisküvi, çerez.
Satın
alınabilecekler: Her şey çok pahalı ama gitmeden
kendiniz ve büyükler için buradan hakiki balık yağı alabilirsiniz. Balık yağı,
köpek balığı, balina yağı, magnet, kupa, iceland temalı anahtarlık.
Doğa
Harikaları: Blue Lagoon, Stroker gayseri,
Gulfoss şelalesi, arkasına geçilebilen Schjolandfoss şelalesi, black beach,
buzullar, eyja yanardağı, kuzey ışıkları, Kerio kriter gölü, Thingvellir
National Park, çimen evler, koyunlar, atlar.
Kuzey
Işıklarının Görüldüğü Dönem: Mart-eylül arası. Yaz dönemi kalabalık
ve fiyatlar daha da artıyor.
İzlanda! O kadar çok
tanımlama var ki senin için. Ateş ve Buz ülkesi, dans eden ruhların ülkesi,
elflerin ülkesi, trollerin ülkesi, kuzey ışıkları ülkesi, koyunların ülkesi,
atların ülkesi, huzur ve sakinliğin ülkesi….Hepsini de hak ediyorsun kesinlikle.
Bugüne kadar gördüğüm ülkelerden çok daha farklı bir coğrafya ve herseyin bir
arada olduğu bir guzelliğe sahip İzlanda. Şaşkınlık içinde kalıp bu nasıl
mümkün olabilir dediğim çok an oldu gezerken, bir tarafta lav tarlası bir
tarafta yeşillik, bir taraf buzul bir tarafta sular kaynıyor, gayzerler.
Kutupların yeşillenmesi iyi bir şey mi gerçi düşündürücü. Görüntü çok güzel
tabi ama biraz araştırıp okuyunca özlemini duyduğumuz yeşilin, en istemediğimiz yerde ve yine neden
olduğumuz küresel ısınmayla ortaya çıktığını öğrendim. Çok doğal bir şey değil
yani bu durum. “Elimizdeki yeşilleri yok ederek kutupları yeşillendiriyoruz. Şimdi Pollyana gözüyle bu yeşerme için,
yeni gelişen bitki örtüsü “ne güzel, en azından bazı yerler yeşilleniyormuş”
diye görebiliriz. Ben öyle düşünmüştüm ama maalesef yeşillenme doğal yollarla
değil, doğanın dengesi dışarıdan bir müdahale ile bozulduğunda dayanma süresi
bir yere kadar oluyor. demiş bir blog sahibi. Doğru
demiş.
Ne zamandır görmek
istediğim ülkeler arasındaydı. Kuzey ışıklarını görmek aslında abimin
hayaliydi. Bu hayali gerçekleştirmek için yaklaşık bir sene öncesinden
biletlerimizi almıştık. Önceden planlama yaptığınızda uygun fiyata bileti
bulmak da kolay oluyor tabi gidememe riskini göz önüne almak gerekiyor. Bileti
14 eylül Sabiha Gökçen, THY İstanbul Kopenhag (Kopenhag’da iki gün kalış), 16 eylül
Kopenhag’dan Iceland air ile Reykjavik’e geçiş ve 22 eylülde Reykjavik’den Kopenhag’a ve aynı
gün havaalanında birkaç saat kalıp İstanbul’a dönüş olacak şekilde biletimizi
ayarladık. THY İstanbul Kopenhag biletimizi gidiş dönüş 302 TL e aldık. Kopehang
Reykjavik uçusu ise gidiş dönüş kişi başı 250 dolar. Toplamda gidiş dönüş uçuş
maliyeti 1000TL yi geçti. Bu biletler çok önceden alınıp bir kenara konulabilir.
Biletimi millerimle aldım. Bilet alırken millerle alınabilir mi, ödül bilet
düzenlenebilir mi bunlara da dikkat etmek gerekiyor. Bir çok seyahatte yaz
dönemine ya da ara dönem tatile denk gelecek şekilde biletleri çok önceden
alıyorum ve zamanı geldiğinde bir terslik, sağlık sorunu olmazsa gideceğim
diyorum. Başka türlü gezgin olmak zor. Tabi o tarih geldiğinde havayolu saat
değişikliği yapabiliyor, uçuş değişebiliyor ya da gidemeyebileceğiniz bir durum
oluşabiliyor. Gezmek istiyorsanız bunları göze almak lazım. Nitekim bizim
uçuşta Sabiha Gökçen’den Atatürk havaalanına alındı, değişikliği havayolu
yaptığı için fark ödemeden bileti tekrar düzenlemem gerekti. Abimle yengem izin
durumunu ayarlayamadıkları için maalesef geziye katılamadılar. Sayımız Sara,
Engin ve ben üçe düştü. Gezi rotasını Sara
planladı. Gerçekten çok da güzel planlamış. Bloglardan okuduğumuz kadarıyla İzlanda
ada olduğu için genellikle Reykjavik’de konaklayıp günübirlik gidip gidip Reykjavik’e
geri dönülecek şekilde planlama yapmış insanlar. Bizim Rotamıza göre kısaca
Rekjavik (1 gün), Vik (2 gün), Höfn 1 gün), Akureyri (1gün) şeklinde adanın
tamamını 360 derece gezdik ve her yeri
görmüş olduk. Dörtçekeri Engin kullandı ve şehirler arası mesafeler uzun olsa
bile, yol yorgunluğuna rağmen hiç sesi çıkmadı, güvenli ve rahat yolculuk
yapmamızı sağladı sağolsun. Sara, Engin size tesekkür ediyorum buradan, bu güzel gezi ve yol
arkadaşlığınız için.
14 Eylül
2016, Çarşamba, Kopenhag
Kopenhag ile İstanbul
arasında bir saat fark var. Kopenhag Kastrup havaalanından track 2 alarak
(tren), central tren istasyonuna 36 DKK (Danimarka kronu) (36DKK yaklaşık 17TL)
geliyorsunuz. Merkez tren istasyonundan her yere ulaşım çok kolay.
Kopenhag’ın benim için
önemi bir başka. Bir şehrin bisikletle ne kadar keyifli gezilebileceğini
keşfettiğim ilk şehir. 2014 yılında gelmiştim daha önce. Bisiklet kiralayıp, her
yere bisikletle gitmiştim. Kurşun asker, kibritçi kız, küçük deniz kızı gibi
bir masalcıyla (Hans Christian Andersen) büyüyen Danimarka hayalgücüyle
eğlenceyi bir araya getiren, çocuk gelişim oyuncağı legoyu 1930’larda Kirk
Christiannen ile icat etmiş ve tüm dünyaya kazandırmış. Vikingler, tüccarlar
limanı, Hamlet’i, bisikleti, legosu, sarayları, masalları ile çok güzel bir
şehir. Bisikletle her yere ulaşım mümkün. 70 krona (yaklaşık 27TL) kimliğinizi
depozito olarak bırakarak bir günlüğüne bisiklet kiralayabiliyorsunuz.
Bisikleti teslim edince kimliğinizi geri alıyorsunuz.
15 Eylül 2016
Perşembe, Kopenhag-Malmö
Sabah 6.25 treniyle
(merkez istasyondan kalkıyor) 90 DKK ödeyerek Kopenhag’dan İsveç’in üçüncü
büyük kenti Malmö’ye geçtik Sara, Engin ve ben. Oresund, Danimarka'nın başkenti Kopenhag ve İsveç'in önemli şehirlerinden Malmö’yü yü birbirine bağlayan,
1996-2000 yılları arasında yapılmış 16
km uzunluğunda dünyanın en büyük köprüsü. Kopenhag’da yaşayanlar için u köprü boldukça kolaylık
sağlamış. İş için ya da alışveriş yapmak için gidenler çokmuş. Birkaç saatte
gezip dönülebilecek bir yer. Tasarım mağazaları var. Hava günlük güneşlik,
sıcak. Yemeğimizi “Bee” adlı restoranda İsveç
köftesi, püre, bezelye, salata kişi başı 110 SEK(İsveç kronu) (yaklaşık 39TL) ödeyerek
yedik ve çok memnun kaldık. Kahve, su, kek ikramdı. İnsanların hiç acelesi yok.
Gezi süresince gözlemlediğimiz bir şeyde herkesin sakin, acele etmeden
yaşaması…
16 Eylül
2016, Cuma, Reykjavik, Blue Lagoon
16 eylül, Cuma günü asıl
seyahatimiz başlıyor. Havaalanında
aramayı erkek görevliler yapıyor ve hiçbir rahatsızlık duymuyorsunuz. Krem,
parfüm, diş macunu gibi 100ml altında olsa bile her türlü sıvının kilitli
naylon poşette olması isteniyor. Poşetleri görevliler veriyor zaten. Çok kibar
ve sakinler. Türkiye buradan 3 saat ileride. Saat 10.45 de Icelandair ile Keflavik
havaalanına indik. Hava yağışlı ve soğuk 12-13 derece. Küçük bir havaalanı
olan Keflavik’e inince araba kiralayacağımız yerden bir görevli karşıladı bizi.
Shuttle ile arabamızı kiralayacağımız havaalanından 6-7 dk uzaklıkta olan ofislerine, (adres: Lagoon Car
Rental, Smisjuvellir 3, 230 Reykjones) gittik (info lagooncarrantal.is).
Havaalanında araba kiralamak daha pahalı oluyormuş. Üç arkadaş KİA 4çekeri, 5
gece için 507 euro’ya kiraladık,

benzin ve taş
sıçramaması (gravity) için 66 euro ayrıca sigorta parası ilave edildi. Üç kişi
için araba kiralama maliyeti altı gün, kişi başı 191 euro’ya maloluyor. 6 gün
için benzine 10133 ISK verdik (yaklaşık 783TL) Üç kişi paylaştık. Dörtçeker 44
litreye, 80 000 ISK (İzlanda kronuna) doluyor. Kişi başı adayı altı gün dolaşma
maliyeti kişi başı toplam 905 TL. Yani İzlanda’ya ulaşmak için uçak bileti
1052TL ve adayı altı gün dolaşma maliyeti 905TL.
Plakamızda “LIFE GOES
TO” yazıyor. Bakalım hayat bizi nereye götürecek?
6600km de iken
arabamızı kiralamış olduk. Kıyılarının uzunluğu 6.000 km’den fazla. Gideceğimiz yerler
haritada belirli ve Engin bir gün önceden navigasyona işaretlediğinden bulma
konusunda sorun yaşamadık. Kendiniz gezecekseniz önceden rotayı, yer adlarını
navigasyona işaretlemek çok önemli. “Here” programını
telefonunuza indirip, İzlanda haritasını yükleyebilirsiniz.
Yola çıkınca bize
ilginç gelen, fotoğraf çekinmek istediğimiz her yerde durduk. 90 km hız sınırı
var ve hız sınırı bazı yerlerde 60 km’ye düşüyor. İlk durağımız el ele tutuşmuş
telden yapılmış çocuk şekilleri oldu. Yağmur, soğuk demedik fotoğraf çektik. Kükürt
kokusunu almaya başladık havada. Her taraf
Her taraf kara renkli toprak, hava puslu. Taşları üst
üste koyarak bazı yerlerde heykeller yapmışlar. Ağaç yok, yeşillik yok şehre
doğru giderken.
Haritaya
baktığınızda adanın batısında bulunan Reykjavik küçük, yürüyerek
dolaşılabilecek güzel bir yer, dünyada en kuzeyde bulunan
başkent. 202 bin nüfusuyla
İzlandanın üçte ikisini barındırıyor. Renkli evler, duvar resimleri, Laugavegur ana caddesi üzerinde karşılıkla mağazalar,
sanat galerileri, butik mağazalar var, tasarıma verilen önem dolaştıkça
anlaşılıyor, tertemiz, bir yerde araba girmemesi için yolu bisiklet şeklinde
bir kapı ile kapamışlar.
Hallgrimskirkja kilisesi (1945-1986) görülecek yerler
arasında. Dikkatimizi çeken bir şey de evlerde tam evin köşesine denk gelecek
şekilde camların olması. Çok estetik durmuş, yüksek katlı bina yok. Genelde iki
katlı evler. Ağaçlıklı ve yeşil. Kaldığımız evin rengi sapsarı. Konaklama için
airbnb adresinden ve booking.com dan yararlandık. Konaklamayı geç ayarlarsanız
burası turistik bir bölge olduğu için fiyatlar yükseliyor. Booking.com
adresinden de ara ara fiyat kontrolü yapmakta fayda var. Gelmeden birkaç gün
önce Kopenhag da otelin fiyat düşürdüğünü fark edince öncekini iptal edip
yeniden rezervasyon yaptım. Otel fiyatları ya da ev fiyatları ucuz değil kişi
başı 50 euro- 70 euro günlüğü. Arabayı
kafanıza göre her yere bırakamıyorsunuz. Ücretli park yerlerine bırakmanız
gerekiyor. İzlanda’da içki satılan yerler devlete ait, her yerde içki
satılmıyor. Ve her yerde içki de içilemiyor.
Akşam 19.00 da olacak şekilde Bluee
Lagoon’a gittik. Reykjavikten
yaklaşık 1 saat mesafede. Aslında Blue Lagoon Keflavik havaalanına 20 dakika uzaklıkta. Önceden bilet alabilirseniz
İzlanda’ya gelir gelmez de havalalanından Blue Lagoon’a gecebilirsiniz. Biz
indiğimiz saatte bilet bulamadık internette, bu nedenle de geç saate bilet
aldık. Gerçi iyi de oldu. Önce şehri gezdik, yorulduk, akşam yol yorgunluğunu
atmış olduk. Blue
Lagoon için önceden internetten bilet alırsanız kuyrukta beklemeden gidince
içeri giriyorsunuz. Blue Lagoon’a sadece giriş fiyatı 45 eurodan başlıyor ve sauna,
spa, maske uygulamalarına göre farklı bilet seçenekleri de var. Girişte
bileğinize bir bant takıyorlar ve eşyalarınızı dolaplara o bantı okutarak
kitliyorsunuz. Yeme içme yaparsanız da bileğinizi okutarak parasını çıkışta
ödüyorsunuz. Tesiste para geçmiyor. Bilekliği kaybederseniz depozito ödemeniz
gerekiyor. Su saçı sertleştirdiği için saçınıza yumuşatıcı sürmeniz, bone
takmanız gerekiyor ve banyo kısmında saç yumuşatıcı var. İnternetten saat 19.00
için yer bulabildik.

Çok turistik olduğu için hafta sonları çok yoğun ve
önceden bilet almazsanız içeri de giremeyebilirsiniz. Blue Lagoon 1980 de
açılmış, 40 derece su sıcaklığı, dışarısı buz gibi, suyun tadı hafif tuzlu. 1976 yılında Sigríður
Sigþórsdóttir isimli bir mimar tarafından Basalt kayalardan inşa edilmiş. Doğa
ile insan yapımı bir yapının muhteşem uyumu burada gözlerinizin önüne seriliyor
çünkü gerçekten çok güzel. Yeraltından çıkan sıcak volkanik su önce Svartsengi
jeotermal terminaline gidiyor. 200°C nin üzerinde bir ısıya sahip olan bu
volkanik kaynar su elektrik üretiminde kullanılıyor. Sonra türbinden geçen
suyun yarısı şehre pompalanıyor. Keflavik ve Reykjavik bu suyla ısınıyor. Önce buz gibi havada suya girmek akıl işi değil dedik. Amaaaa bir
girince de çıkmak istemiyorsun. Dışarısı soğuk içerisi sıcacık, iyice
gömülüyorsun termal suyun içine. Su sedef hastalığı ve egzamaya iyi geliyormuş. Sürekli bir su devridaimi var
ve göletlerdeki su her 12 saatte bir tamamen değişmiş oluyormuş. İsteyenler bir yandan yüzerken bir yandan bir şeyler içme lüksüne sahip. Hele rengi. Zor tarif edilen mavilerden. Turkuaz mı desem buz mavisi mi
desem? Bu rengi içindeki fazla miktarda silika veriyormuş. Saatlerce su içinde durulabilir.
Gündüz yerine geç saatte girmek tüm yol yorgunluğunu da alıyor. Kesinlikle
yapılması gerekenler listesinde olmalı. Kil maskesini yüzüne sürenler sadece
bayanlar değil, kadın erkek herkesin yüzünde maske var. Sonrasında cilt pırıl
pırıl oluyor tabi. İsteyen maske satın alabiliyor.
17.09.2016,
Cumartesi, Golden Circle
Golden
Circle turu denilince Reykjavik’den başlayıp etrafındaki doğal güzelliklerin
görüldüğü bu klasik tur akla geliyor. Golden Circle turu, tur şirketleri
tarafından da yapılabiliyor. Ya da araba kiralarsanız siz de yapabilirsiniz. Isı ortalaması başkent Reykjavik çevresinde kışın -1 C°, yazın ise +11
C°'. Özellikle Gullfoss, Geysir and
Thingvellir inanılmaz yerler ve Thingvellir National Park, hot spring at Geysir geothermal area, Gullfoss
Waterfall, Skálholt kilisesini kapsıyor. Reykjavik ile Thingvellir National Park arası
40km. Thingvellir National Park Game
of Thrones dizisinde Arya
ve Sandor Clagne’nin at koşturdukları, çekim yapılan yermiş ayrıca. Öxararfoss şelalesine geldik. Otopark ücreti
500 ISK (İzlanda kronu) Şelale ve yürüyüş yolu sonbahar renkleriyle dolu.
Şelalede yeni evlendiklerini tahmin ettiğimiz gay çift fotoğraf çekimi yaptırıyordu.
İzlanda gay evliliklerine 2010’dan beri yasal olarak izin verilen bir ülke.
Kimse kimseye bakmıyor, rahatsız etmiyor.

Kiliseye yürümedik uzaktan fotoğrafladık. Yola
çıkmadan 4500 krona 15 lt benzin aldık.
Norveç’den
sonra Avrupa’nın en pahalı benzininin burada olduğu söyleniyor. Adada benzin
istasyonları var tabi ama aralarında mesafe olduğu için depo tam boşalmadan
doldurmanızı öneririm. Benzini kendiniz alıyorsunuz kredi kartıyla ödeme
yapıyorsunuz. Pompanın çalışması için öncelikle makinaya visa kredi kartınızı
okutmanız, ya da nakit ödeyecekseniz markete öncesinde nakit ödemek
istediğinizi belirtmeniz önemli. Atlantsolin (AO) ve OB en uygun fiyatlı benzin
istasyonlarıymış. Benzin istasyonları 11.30 a kadar açık. Bösmoosstakir 366
denilen tabelanın orda mola vererek sandviçlerimizi yedik. İzlanda’ya gelmek
isteyenler sessiz bir doğanın içine girmeye hazır olmalı. Yolda bizim gibi
arabalılar var tabi ki ama burası atların, koyunların daha fazla olduğu bir
ülke. Sessizliği sevenlerin seveceği bir yer. Gayzerler ve şelalelerde çok yaratıcı pozlar verilebiliyor. Sigara içmeyen biri olarak aşağıdaki pozu Sara başarıyla yakaladı. Birde onun pozlarını görseniz, inanılmaz :-) eğlenceli

Geysir ve Strokkur’u gezdik. Yeraltı termal
yataklarından yaklaşık her 4 dakikada bir yeryüzüne çok sıcak su fışkırmasının
gerçekleştiği bir yer burası. En büyük gayzerin adı Strokkur. Burası
sülfür kükürt kokuyor. Strokkur gayzeri mucizevi bir şey. 80-100 derece su yeraltından
5 m ye kadar yukarıya fışkırıyor, su kaynıyor ve aniden suyun çıkışını
görüyorsunuz. Bu sıcak su kaynakları
ısınma ve elektrik enerjisi elde etmede de kullanılmakta.
Yolda atları sevmek için durabilirsiniz. Sadece tellerin
elektrikli olup olmadığına dikkat edin ve tellere çok fazla yaklaşmayın. Geysir’den Gulfoss şelalesine gittik. Burası
1920’li yıllardan beri ulusal sembol olarak kabul ediliyor ve aynıymış. Çok
ihtişamlı gerçekten de. Yakınına yaklaşınca su damlacıkları üzerinize kadar
geliyor. Keri Kriter gölü krater patlamasıyla oluşmuş. Tramarholah lavı
Kerio’dan akmış ve kraterin çökmesiyle göl oluşmuş. Konaklama Vik’de.
18.09.2016,
Vik
(Seljalandsfoss ve Skogafoss şelaleleri, Mýrdalsjökull ve
Eyjafjallajökull yanardağları,
üstünde buzlar olan siyah kum plajı)

Vik,
adanın güneyinde bulunuyor, Atlas Okyanusu’na
bakan, 300 nüfuslu bir kasaba
Saat 10.30 Vik’den ayrıldık. Gezi süresince yanımızda termoslarımızı
bulundurduk ve sabahları sıcak suyumuzu yanımıza aldık. İzlanda’da çeşme suyu
içilebiliyor ve suyun tadı çok güzel. Sıcak su kısmında ise kükürt kokusunu
alabiliyorsunuz. Seljalandfoss şelalesine gidiyoruz. Şelalenin özelliği 62 m yüksekliğinde, 15m genişliğinde arka
tarafına geçilebilmesi ve arka taraftan suyun akışının seyredilebilmesi.

Şelale
çok güzeldi, buraya da bir gelinle damat fotoğraf çektirmek için gelmiş. Şansımıza gökkuşağı çıktı ve gökkuşağının içinden geçtim, çok
güzel fotoğraflar aldık. Saat 13.10 gibi Eyja (Eyjafjallajökull uzun adını telafuz edemiyorum J) yanardağını seyretmeye geldik. Eyja 5 Mayıs 2010 tarihinde aktif hale gelmiş ve 100 bine yakın uçuş
iptal edilmiş. Burda hemen önemli bir konuya değinmek istiyorum. Buzullar eriyince yer kabuğu yukarı doğru
yükseliyor, bu yükseliş nedeniyle de araştırmacılara göre volkanik aktiviteler
artıyor. Kısaca bu patlamanın asıl nedeni de küresel ısınma işte! Bizde aktif
volkan yok nasılsa dememek lazım. Dünya hepimizin ve aynı havayı soluyoruz.
İşte 2010 da olan bu patlamada sırasında çıkan gazlar, küller ve tozlar
stratosfere kadar ulaştı. Yazın o dönem
gelmemesi, fazla yağış nedeniyle ürün kalitesinin düşüşü hepsi birbiriyle
bağlantılıymış.
Şelaleden sonra buzula
gidiyoruz. Yol boyunca sağda deniz, solda yeşil dağlar var. Manzara yine değişti. Dağların tepesi kesik, düz,
sanki yosunla kaplanmış gibi görünüyor. Tüm yol kenarında atlar, koyunlar
çıkmasın diye tellerle çevrili. Koyun sürüsüne denk geldik ve fotoğraf çekmek
için durduk. Koyunlar tek sıra halinde ilerliyor.
Reynisverfi black beach’e (kara plaja) gidiyoruz. Bu
plaj gerçekten simsiyah. Bunun da nedeni lavlar. Üstünde buzullar var ve tezat
olarak çok güzel görüntü oluşturuyorlar.
Saat 18.04 gibi hava
kararmaya başladı. Dyrholaey’e giderek puffinleri görmek istedik ama göç etmiş
olsalar gerek göremedik. Arabayla şu ana kadar
658km yapmışız. Yolda bazen de bizim gibi gezginlerin
durdukları yerde durduk
burada ne var diyerek. Yine öyle bir yerde durduk ki insanlar su üstünde
yürüyorlar. Burası da başka bir ilginçlikte. Fotoğraflarda su üstünde yürüyen insan
çekimleri görebilirsiniz. Deniz fenerini görmek için yola çıktık tekrar. 1978
de korumaya alınmış. Vik’de suyun tadı nefisti. Bol bol su içtik. Benzin
istasyonunun adı N1.
19.09.2016, Pazartesi, Vik
Suinafellsjokull
buzuluna giidyoruz. Otelden 11 gibi
ayrıldık. Hava yağışlı. Interstellar da buzul sahnesi burada çekilmiş. Vik’in
nüfusu sadece 300 kişi. Çok küçük. Ama futbol stadyumları var, spora önem
veriyorlar demek ki. Gezi süresince çok yerel halktan birini görmedik. İzlanda
da 4000ISK üzerinde alışveriş yaptığınız takdirde, vergisini havaalanında
alabiliyorsunuz. 11.55 de yine çok farklı bir yere geldik uzay üssüne benzeyen
bir arazi yapısı olan. Laufskalavarta, 894 yılında Katla yanardağı patlayınca
hasar görmüş bu bölge.
Bu bölgedeki çiftlik hasar görmüş ve lavlarla
kaplanmış. Burdan geçen gezginler diğer taşların üzerine taş koyarak
seyahatlerinin iyi geçmesini diliyorlar, iyi dileklerde bulunuyorlar.
19.09.2016, Pazartesi, Höfn

Burası Höfn’e 201km uzaklıkta. Yolda dağların içinden
çıkan çok sayıda şelale ile karşılaşıyorsunuz ve her şelalenin başında 3-4 ev
var. 13.43 de Nugsstafur’dan ayrıldık. Çimden üç ev ve bir kilise var. Uzun
süredir kullanılmamış, örümcek bağlamış. Son çiftçinin 2010 yılında vefat
ettiği yazıyor reminin altında. Evler çok küçük ve sevimli. Ahşap kilisenin içi
sıcak. Yaşayan yok ama arka tarafta koyunlar var.
Skottafelle’e döndük saat
14.07’de. Eystragil şelalesine yürüdük Sara ile. Suartifoss batı rotasından
yürüyüşümüz bir saatten fazla sürdü. Skogarpröstur kuş türünü gördük. Bu şelale
de inanılmaz güzel, altında sütun bazaltlar var. Patika yemyeşil ve sonbahar
renkleriyle dolu, yeşil ağaçların içinde
kırmızı yapraklar çok dikkat çekiyor.

Saat
16.42 gibi Jökulsarlon buzuluna geldik. Burası Breidamerkjökulbuzulunun
erimesiyle oluşan buzlardan oluşmuş Burda her yerin telafuzu çokkkkkkkkkkk zor.
Bakmadan yazmak mümkün değil yer adlarını. Küresel ısınmadan dolayı buzullar
çözülmeye başlamış tabi. Sağ taraf
yemyeşil iken sol taraf ve önümüz buzul. Yeşili, buzulu aynı anda görüyoruz.
İşte bu çok şaşırtıcı. Interstellar burada çekilmiş. Saat 19.00 da başka bir Vestrahorn
siyah plaja geldik. Burası Höfn’e 70km. Hava 20.00 gibi kararıyor. Buzul
gölünde fog balığını gördük yüzerken. Buzul parçaları erimeye başlamış ve
bazıları kopmuş. Hava da buz gibi tabi.
20.09.2016,
Salı, Akureyri
Akureyri’de Berlin cafe
de kahvaltı sonrası şehri gezdik. Burayı çok beğendim. Mağazalar 10.00 ,
bazıları 11.00 de açılıyormuş. Kimsenin telaşı yok. Trafik lambalarında kırmızı
ışıklardan bazıları kalp şeklinde yanıyor, çok estetik gerçekten J Saat 11.30 gibi Reykjavik e dönemk üzere yola çıktık. Tam bir daire
çizmiş olacağız soldan sağa doğru. 384 km Akureyri, Reykjavik arası. Bu seferde karşımızda iki dağ arasında
görünen maviliğe doğru gidiyoruz. Sağda karla kaplı dağlar, kırmızı çatılı
evler, sol tarafta ise kırmızı,sarı, toprak tonları. Dağların tepesi yine
kesik. Önümüzde dağların
arasında görünen denizin rengi ise buz mavisi. Sara
roket pozunu burada verdi J Her yerde otları beyaz rulo yaparak toplamışlar, kışa hazırlıklar
yapılmış belli ki. Bulutlar koyunlara benziyor. Velkomin, Glaumbaer çiftlik
evlerini gezdik. 1948 de kurulmuş bu evler. Kilise ise 1926 dan beri varmış.
21.09.2016,
Çarşamba, Reykjavik-Kopenhag-İstanbul-Ankara Dönüş
Askrift fiyordlarından
geçiyoruz. 1000kron geçiş ücreti. Bugün son günümüz ve yerel güzel bir
restorana gidelim dedik. Messinn balık restoranına gittik. Kesinlikle tavsiye
ediyoru. Arctic char adında bir balık sipariş ettik. Somon değil ama benziyor.
Bizimle ilgilenen garson çocuk büyük bir keyifle anlattı içinde ne var diye
sorunca İçinde bal, badem, roka, cherry tomatoes, zencefil, limon ve tereyağı varmış.
3800 ISK fiyatı ama kesinlikle değer. Bir kap içinde soya sosu, bir kaşık bal,
biraz zencefil, soğan, sarımsak karışımını somon balığına yedirip (marine
sosuyla) dinlendirilip ızgara yapabilir ya da fırında pişirebilirsiniz. Üstüne badem ilave edeceksiniz ve roka ile servis
edeceksiniz. Bal, zencefil inanılmaz yakışmış balığa. J En kısa zamanda deneyeceğim.
Yemek sırasında üç
arkadaş bir ara internete kaptırdık. Engin’in dikkatini çekti. Yan masada
oturan yaşları bizden büyük arkadaş topluluğu telefonla ilgilendiğimizi görünce
aralarında konuşmuşlar.
Sohbet yerine niye
başları telefonda demişlerdir herhalde. Utandık açıkcası. Karşımızda oturan dövmeli
genç topluluk da sohbet ediyordu. Telefonuna bakan yok. İnsanlar sohbet ediyor,
konuşuyor, gülüyor. Teknojinin esiri olmamak ne kadar önemli. Bu durumu yaşamak
da iyi bir ders oldu. Bir yere gittiğimizde elimizde telefon olmamalı, sohbet
olmalı.
Uçağımız Kopenhag’a
11.20 de kalkacak. üç saat sürüyor uçuş. Kopenhag’dan İstanbul’a ve aynı gün
Ankara’ya döndüm. Uzun bir dönüş yolu oldu ama değdi bu seyahate. Yol
yorgunluğunu hissetmedim. Hep dediğim gibi uzaklara, çok uzaklara gençken
gitmek gerek. Farklı kültürleri, uzak ülkeleri görerek, yaşayarak öğrenmek
gibisi yok.
İzlanda
Hakkında Sonradan Öğrendiğim İlginç Gelen Konular: Ordusu olmadan Nato’ya üye olan tek ülke, 1949 da üye olmuş,
Danimarka’ya bağlı iken İzlanda resmen 17 Haziran
1944 tarihinde bir cumhuriyet oldu. Ada soğuk ve buzulla kaplı olduğu için adada hiç karınca yok. İzlanda da
fahri konsolosluk var , elçilik yok. İzlanda'da okul saatleri günlük 3-4 saat, öğrenciler öğretmenlerle arkadaş gibi ve derslerde saygı çerçevesinde rahatça hareket
edebiliyorlar ve eğitim sistemi çok iyi. İzlanda’da beş üniversite ve
iki kolej bulunmakta, Cumhurbaşkanı: Ólafur Ragnar Grímsson,
Başbakan: Sigurður Ingi Jóhannsson, jeolojik olarak hem Avrupa hem de Kuzey
Amerika kıtasında, İzlanda’nın büyük bir bölümü volkanik olup adadaki
yanardağlar hâlâ faaldir. Bunların sayısı 200’ü bulmakta, Kıyılarının uzunluğu
6.000 km’den fazla. Lav ovalarıyla kaplıdır. Bu ovalarda yer yer jökül adı
verilen buz kubbelerine rastlanır. Bunların en büyüğü Vatnapöhull 8.500 km2'yi
bulan yüzölçümüyle Avrupa’nın en geniş buzuludur.

Topluma açık yerlerde bira ve benzeri alkollü içkiler
içmek yasak. Ülkede hava yolu ulaşımı oldukca gelişmiştir. Ülkede irili ufaklı
98 adet havaalanı bulunur. Telefon kodu: 354. Eski İskandinav dili
İzlandacanın özelliği diğer İskandinav dillerinin aksine hiç bozulmadan bu güne
kadar gelebilmesi. Adada soyadı kullanımı
diye bir şey yok. Herkes babasının oğlu! Eğer anneyle baba boşanırsa ya da
babaya nefret durumunda bazen insanlar kimliklerini değiştirme yoluna gidip
“annesinin oğlu “da olabiliyormuş! İzlandalılar, yaklaşık 1000 sene önce yazılmış olan,
tarihi Viking hikayeleri olan “saga”ları hala okuyabiliyorlarmış.
Danimarka,
İsveç, Norveç ve İzlanda gibi İskandinav ülkelerinde yaşayan halkların
atalarının kuşaktan kuşağa aktardığı zengin bir mitos öykü ve masal dağarcığı
vardır. İskandinavya’da tapılan tanrılara ilişkin efsanelerin yanı sıra ‘Sağa’
denen ve kahramanların haydutların, hayaletlerin, canavarların deniz
krallarının köylülerin cücelerin aşk ve serüvenlerinin anlatıldığı öyküleri de
vardır. İskandinav mitolojisi günümüz dünyasında mitoslarda geçen tanrılar ve
simgeler yönüyle oldukça bilinir bir durumdadır .Örneğin ’Yüzüklerin Efendisi’
kitap ve film serisi temeline bu mitosları oturtarak şekillendirilmiştir.
EURO 2016’nın ana gündem maddesi
İzlanda... 330 bin nüfuslu bu küçük ada ülkesi, tarihinde ilk kez katıldığı
Avrupa Şampiyonası’nda grup aşamasını yenilgisiz bitirdikten sonra ikinci turda
dünya devi İngiltere’yi 2-1 yenerek tarih yazdı. 2000’li yıllardan itibaren,
çok sert ve soğuk geçen kış hava şartlarından etkilenmeyen 20 futbol sahası ile
çocukların oynaması için 150 küçük saha inşa edilmiş.
İzlanda halkının çoğu elf, cüce, peri
gibi varlıkların gerçek olduğuna inanırmış. Hatta kimileri onlarla yaşamanın
pratiklerini geliştirmiş. Bu varlıklarla karşılaşanların hikayeleri dilden dile
dolaşırmış. Bir İzlandalı da bu pratikleri ve hikayeleri yeni nesillere taşımak
için Elf okulunu kurmuş. 26 senedir faaliyette olan okulda, neye benzedikleri,
nasıl yaşadıkları ve onlarla birlikte nasıl yaşanacağı gibi konular
öğretiliyor. Mezun olanlara diploma veriliyor.
Troller: Korkunç gözüken
mistik bir insanımsı yaratıktır. İngiliz peri masallarındaki Ogreler benzeri
şeytani devlerden dağlarda yaşayan dağa insanları kaçıran vahşi ve daha insan
benzeri yaratıklara kadar birçok farklı şekilde tasvir edilmişlerdir.
İzlanda ile
İlgili Diğer Kaynaklar