EGE’DE BİR KÖYE YERLEŞMEK ÜZERİNE
Ben bu kararı neden ve nasıl verdim hala düşünüyorum. Çocukluğumdan beri köy ortamını, doğaya gitmeyi, yürümeyi, kendime doğadan arkadaşlar edinmeyi seviyorum. Ege’ye yerleşmeme neden olan çok faktör var aslında. Bu yazımda bu nedenleri sıralı olmasa bile toparlamaya çalışacağım. Hikayemi anlatacağım. Bu arada Egeye yerleşme kararı üzerine bir çok kişinin bloğunda yazdıklarını da okuyorum. Zorluklar üzerine yazanlar da var. Ben çok ani bir karar vererek Ege’ye yöneldim. Bunun nedenlerini de kendime çok sordum. İlk aklıma gelen mucizevi bir şekilde on sene önce arkadaşlarımla gittiğim Ege köyüne hayran kalıp “Ben burada yaşayabilirim ileride” dediğimi hatırlamam. Şelale tırmanışı, kanyonda yürüyüş yapmamız, kaldığımız pansiyonda sabahları erkenden bisikletle göl kenarından köy pazarına gidip pazardakilerle sohbet etmem, orada geçirdiğimiz birkaç günün çok iyi gelmesi, insanını sevmem, meyve ve sebzelerin doğallığı, portakal kokulu sokaklar, küçük kafeler, esnaf lokantaları, sakinlik ve huzur içinde yaşayanları gözlemlemem oldu diyebilirim. Nerden bilirdim ki seneler sonra dönüp dolaşıp yaşayacağım yer olarak oraya karar vereceğimi. Bazen derler ya öyle bir dilersin ki gün gelip o dilek karşına çıkıverir. Bunu yaşadım işte!
Akdeniz’de çok güzel. Her sene Runanotolia koşusu için Mart’ın ikinci haftasonu Antalya’ya gitmek bir rituel gibi oldu benim ve arkadaşlarım için. Sadece haftasonu için büyükşehirden uzaklaşmak ve deniz kenarında zaman geçirmek, yürümek, Antalya’nın sokaklarında yürümek, kaybolmak… Anltalya tarafında nereye yerleşmek istersin deseler kesinlikle Kaş derdim sanırım. Yazları çok sıcak oluyor, bizim gittiğimiz mevsimde ise hava limonata gibi. İlerleyen yıllarda tek başıma ya da arkadaşlarımla beraber Ege bölgesine kısa süreli 2-3 günlük çok gezi yaptım. Balıkesir havaalanına inip araba kiralayıp, deniz kenarında konaklayıp, Ege’de bulunan köyleri gezdiğimiz oldu. Hatta Hıdrellez zamanı olduğunu hatırlıyorum. 2018 yılıydı sanırım. Dileklerimizi kaldığımız yerde mis gibi kokan gül ağacının altına geceden koyup, sabah erkenden kalkıp denize atmıştık. Ben işte o zamanda dileklerimde Ege’de küçücük bir yerde yaşamayı dilemiştim. Adatepe, Yeşilyurt, Ahmetçe, Assos (Behram), Gülpınar, Babakale, Güre (Gordo restoranın yemekleri nefis), Çetmi, Küçükköy’ü (mandradan lor peyniri almıştık, tamamen taze süt kokusu) gezmiştik.
Ege’ye yerleşme düşüncemin pekişmesinde Likya yolu yürüyüşleri, Karya yolunun kesinlikle etkisinin çok olduğunu düşünüyorum. Ara molalarda sohbet ettiğimiz insanlar. Ege’nin insanı güzel. Dalaman havalimanından yakın mesafede gidilebilecek o kadar güzel yerler var ki. Ege’de popüler olan yerleri kalabalık olduğu zaman yerine daha sakin olduğu zaman gezmek daha dinlendirici geliyor. Dalyan, İztuzu, Sarıgerme, Göcek, Ekincik, Sultaniye, Yuvarlakçay, Kaunos, Köyceğiz, Akyaka, Marmaris, İçmeler, Selimiye, Datça, Fethiye…
Tabi yaşamak ve tatil için gitmek farklı şeyler. Tatil için gittiğinde sıcak ayları tercih ediyorsun ve yazın turist çok oluyor. Kışın inanılmaz bir sessizlik ve karanlık hakim olabilmekte. Diğer mevsimleri de görmek gerekli. Oysa uygun ulaşım bulmak bile zor olabilmekte yaz dışında gittiğinde. Henüz bir kış geçirmedim seçtiğim yerde. O nedenle uzun süreli yaşamak nasıl olacak bir şey diyemiyorum. Şu anda çalışıyorum ve kısa süreli olarak sadece tatil zamanları gidebiliyorum.
Yirmi seneden fazla süredir çalışmayla çok da biriktirememiş, seyahatlere çok para harcamışım. Şu anda iyi ki gezip görmüşüm diyorum tabi ki. Hiç pişman değilim. Bir süredir arabayı değiştirmeyi düşünürken, Ege’de belirlediğim yerle ilgili ilanlara bakmaya başladım. O da ne? Küçücük bir ev ilanı dikkatimi çekti. Banka kredisi de alırsam karşılayabileceğim gibi. Abime gönderdim. O da beğendi. O sıra Karya yolu yürüyüşü için Ege’ye gidecektim zaten. Bir günlüğüne arkadaşlarımdan ayrılıp evi görmeye gidecek şekilde planlama yaptım. Abim de haftasonu yengemle günübirlik atlayıp geldiler. Geceden otobüse bindiler. Datça tarafında emlakçılık yapan arkadaşı Ahmet abi onları karşıladı ve sabahtan buluştuk. İlandaki resme göre evi de çok kolay bulduk, önünde durduk tesadüfen diyebilirim. Oldu işte. Abimle yengemde beğendiler, geriye ödeme için banka kredisine başvurmam kaldı. Şimdi düşünüyorum da süreç gerçekten kolaylıkla geçti. Kredinin çıkması, satış işleminin gerçekleştirilmesi, sevdiklerimin bu süreçte yanımda olmaları. Evi döşeme sürecimde komşuların o kadar yardımcı oldular ki! Sadece gerekli olan şeyleri aldım. Minimalizme önem verecek şekilde yerleştirdim. Bu süreçte internet firması olarak keşfettiğim Vivense firmasından çok memnun kaldım. Tüm ürünler zamanında varmadı, aksamalar oldu belki ama fiyat maliyet dengesine baktığımda seçtiğim ürünlerden çok memnun kaldım. Evimde en çok istediğim şey sevginin, huzurun, sadeliğin ve doğallığın olması. Her sey bembeyaz. Az ve öz. Gereksiz bir sey, kalabalık yok. Küçücük olduğundan eşyalar da ona göre, küçülebilir masa, katlanabilir koltuk. Balkonun olması nefes demek. İlk kaldığım günü hatırlayınca akşama doğru kurbağa sesleri duyduğumu, sabah ise horoz sesi, kuşların cıvıltısı ile uyandığımı hatırlıyorum. Güneşin doğuşunu ve ayın batışını görebiliyorum. Yeşilliği görebiliyorum. Gürültü yok. Sakin bir yer burası ve bu çok hoşuma gidiyor. Gecen yaz Gülsüm ile Pınar geldi ziyaretime. Önce yürüyerek etrafı keşfedelim dedik. Migrosa uğrayıp yanımıza meyve alalım dedik, yok. Başka bir şeyler alıp çıktık tabi. Yorulunca bir parka girdik. Yerde mandalina kabukları. Niye yere atmışlar ki dedik. Başımızı kaldırdığımızda her yer mandalina. Sonradan öğrendik ki burada mandalina, portakala, greyfurtta öyle çok para verilmez. Parka girip yiyebilirsin. Mis gibi kokuyor her yer. Bunu burada yaşayan bir arkadaş anlattı daha sonra. Ne güzel dedim. Dalında koparmaya kıyamazsın bile. Sadece ihtiyacın kadar al ve ye. Çöpler de yere atılmasa daha da güzel olur tabi. Belediyenin koyduğu çöp kutuları var oturduğun yerin hemen yanında.
Evimde, Ege’de kaldığım süre içinde fark ettiklerim neler? İnsanları gerçekten yardımsever ve güleryüzlü. Sabah simit alıyorum bozuk para çıkışmazsa kızım sonra bırakırsın diyor simitçi amca. Pazarda alışveriş yapıyorum, fazladan veriyor, bu da bizden olsun diyor. Tokgözlüler. Esnaf çok etrafta. Kasap yakında, balıkçı yakında, bakkal yakında.Bir iki tane büyük süpermarket var. Öyle büyük marka alışveriş yerleri yok. Yerel dondurmacı var, tamamen doğal meyvelerden yapıyor dondurmasını.
Bununla birlikte evde tadilat yaptırma sürecinde ise usta hemen söylediği zamanda gelmeyebilir, işin anında çözülmeyebilir. Perde konusunda bunu yaşadım. İşin güzel yanı bütün ustalar da hemen hemen birbirini, iş yapma şekillerini biliyor birbirlerinin. Refere ediyorlar, birbirlerinin tanıdığı çıkıyorlar. Sakinlik bir yaşam biçimi olmuş. Aceleye yer yok. Beklemesini bileceksin. Biz büyük şehirde her şeyin zamanında yapılmasına alışmışız tabi. Neyse ki ben şanslıydım, usta işini söz verdiği zamanda bitirdi. Havaalanından geldiğimde eve yol kenarından taksiye binerek gidiyorum. Sen tanımasan da esnaf da seni tanımaya başlıyor, hatırlıyor. Ankara’dan geldiğini, üniversitede hoca olduğunu biliyorlar. Bir blogda küçük yerde yaşamanın zorluğu olarak herkesin herkese çok dikkat ettiği de belirtilmiş ya da bir süre sonra sakinlikten sıkılabileceğiniz. Rahatsızlık duyacağım bir şey olmadı şimdiye kadar. Kendi başınıza zaman geçirebileb bir yapınız da varsa hiç sorun yok bilin. Üstelik komşularım da çok iyi. Bahçe için limon ağacı almıştım. Nesrin ablam (alt kat komsum) çağırdı ve tüm komşular birlikte limon ağacı, portakal ağacı diktik bahçeye.
Yolda giderken teyzeler laf atıyor sen nerenin kızısın? diye. Başlıyorsun ayak üstü sohbete. İlk taşındığımda Elfida temizliğe yardımcı olmuştu sağolsun. Sonra sohbet ettik biraz. Pazara gidip yeşillik alacağımı söyleyince işim bitiyor, gel benimle bahçeden vereyim sana dedi. Bisikletlerimize bindik gittik evine. Mesafeler zaten çok yakın. Bahçesinde yok yok. Çeşit çeşit sebzeler. Bir torba dolusu patlıcan, biber, domates doldurdu. Nasıl mutlu oldum anlatamam. Taze taze dalından topladı verdi. Türk kahvesi içip sohbet ettik. Bir kahvenin kırk yıl hatırı vardır derler ya. Güzel insanlar buradakiler. Oğlu okuyor, o da çalışıyor. Yaşamaları için gereken gıda topraktan geliyor. Çalışınca her seyi veriyor toprak işte. Bu çok önemli. Birde iyi insan olmak, dürüst olmak. Büyük şehirde güvensizlik aldı başını gitti. Sinirli insanlarla dolu her yer, trafikten sağlam şekilde eve varabilsem düşüncesiyle evine gidiyorsun. İyi insan olmak, kalp kırmamak ne kadar önemli. Sohbet etmeye başladığında karşındakinde kötü düşüncenin olmadığını bilerek sohbet edebilmek…(Yazının devamı gelecek...)












