This was one
of the coolest things we did while in Iceland!
Doğası farklılıklarla
dolu ve sizi her an şaşırtabilen,
Atlas okyanusunun kuzeyinde Grönland’a yakın bir Avrupa ülkesi İzlanda. 1944’te Danimarka’dan koparak bağımsızlığını
ilan etmiş. Bomboş bir arazi, "burada ne işimiz var ki" dediğiniz anda öylesine bir doğa
harikası ya da olay karşınıza çıkıyor ki "nasıl yaniiiii???? " diyorsunuz. Doğaya
ayak uydurmanız gerekiyor. Sağ taraf çorak arazi gibi
dururken, sol taraf yemyeşil, yeşillikler içinde Hobbit
evleri, doğal jakuziler, insana benzeyen şekilleriyle kayalar, dağın içinden
çıkan şelaleler, boş yollar, ansızın çıkan gökkuşağı . Çimen ve yeşillik olan
bir yerden geçiyoruz derken ansızın lav ve kül bahçesine giriyorsunuz.

İnsanlar ortada yok. “Hidden people” diyorlar zaten. Ve kitapçılarda elf, trol hikaye kitaplarını görüyorsunuz. Boşuna yazılmamış elf hikayeleri. Adaya ilk yerleşenler Vikinglermiş. Düzen var ve herkes bu düzene uyuyor. Kendi kendini kontrol ediyor. Görünürde denetleyen yok sanki. Kaybolsak, başımıza bir şey gelse kimse bizi bulamaz diyeceğiniz yerlerden geçiyorsunuz. Orman yok, yabani hayvan da yok. Ayı görmedik yani. Buzulların olmadığı kesimlerde geniş otlaklar var. Gulf stream akıntısı nedeniyle soğuğu da çok fazla hissetmiyorsunuz. Dünyada en çok silah bulunduran ülkelerden biri olmasına rağmen, en az suç işlenen sekizinci ülke. Silah tozunun kaynağı burada aslında, ilerde anlatacağım. Human Development Index’e göre yaşam kalitesi en yüksek olan ülke. Panama belgeleri açığa çıkmıştı hatırlarsanız. İlk istifa İzlanda Başbakanından gelmişti. Veeee kuzey ışıkları tabi ki!

Kuzey ışıklarını
görebilmeniz için en iyi dönemin Eylül-Mart arası olduğu söyleniyor. Dans eden ruhlar, dans eden ışıklar her ne derseniz diyin mucizeyle
karşılaşmış gibi oluyorsunuz görünce. İzlanda da doğa öylesine güzel ki
kartpostalın içine girip yürüdüğünüzü düşündüğünüz anlar oluyor. Lavlar, krater gölleri, şelaleler, gayzer,
tepelerdeki karlar. Ürün yetişecek bir arazi yok ama doğa büyüleyici ve sürprizlerle
dolu.
Pahalı mı? Yeme, içme çok pahalı. Para birimi İzlanda kronu (ISK). Dönüştürmesi de
zor. 100ISK= 2,64TL, 1000ISK=26TL Bir
kupa kahve 540 ISK (15TL), balık çorbası 1990 ISK (52TL), tavuk kanadı 1380 ISK
(37TL), salata 1990 ISK (52TL), tost 750
ISK (20TL), soda 385 ISK (10TL). Baget ekmek 15TL. Buğday yetişmesi çok zor
tabi. Hockaup denilen alışveriş yeri şehrin dışında. Fiyatlar evet çok pahalı.
Coca Cola 190 ISK. Araba kiralayacaksanız büyük alışveriş yerlerinden alışveriş
yapın. Kredi kartıyla da alışveriş yapılabiliyor. Reykjavik’de marketler de çok
pahalı. Naylon poşet için de para ödemeniz gerekir o nedenle yanınızda
küçülebilen bez çanta olsun. Ada olduğu için nakliye maliyetleri yüksek, ürün
yetiştirmesi zor. Balıkçılık, turizm önemli. Balina, morina, ringa balıkları
ünlü. Özellikle de kış turizmi ve termal kaynaklı turizm oldukça gelişmiş.
2008 krizinde Norveç’e
çok göç eden olmuş. Dunkin Donuts’da konuştuğumuz çalışanlar yaşayan herkes
için İzlanda’nın pahalı olduğunu, yaşam kalitesi yüksek olan bir ülke denilse
de geçimin zor olduğunu, gençlerin uygun kiralık ev aradıklarını, gençlerin
gelirlerinin ev almaya yetmeyeceğini, eğitimli kesimin büyük kısmının Norveç’e
göç ettiğini söylediler. Yeme içme için konserve yiyecekler, hazır çorba,
çerez, poşet çay, kahve gibi ürünleri yanınızda getirebilirsiniz. Kendinize
yolda mola verdiğinizde yemek için sandviç hazırlayabilirsiniz. Açıkcası öğle
molalarında hazır çorba, termosta sıcak su çok işimize yaradı. Öyle her
istediğiniz an tesis, alışveriş yeri bulabileceğiniz bir yer değil burası. Çok uzun süre hiçbir tesisle karşılaşmadan
yol alıyorsunuz. Hazırlıklı gelmeniz gerek. Gerekirse de bir hafta az yiyin,
diyet yapın. Kamp ocağını da getirmiştim ama yakıtı alt bagaja koymama rağmen
havaalanında aldıklarından yeniden yakıt almadık ve kullanamadık.
Ana şehirler: Reykjavik, Vik, Höfn ve Akureyri. Her birinde birbirinden çok farklı
doğa güzellikleri var. Birini görmeseniz aklınızda kalır. Buraya gelmeyi
planlayın. Şansımız yaver gitti kuzey ışıklarını bedava gördük. Sırf bunun için fotoğraf turları düzenleniyormuş 10
günlüğü 2500 euro’ya. Son olarak buraya tur yerine doğayı seven, iyi yol arkadaşlarıyla
gelmenizi öneririm.
Yanınızda
Olması Gerekenler: Yağmurluk, sıcak su için termos,
polar ya da kaz tüyü mont, eldiven, bere, tırmanmayı seviyorsanız bilekli bot,
ıslanmayacak yürüyüş ayakkabısı, termal havuzlar için mayo, havlu, bone, güneş
gözlüğü, şelalelerde ıslanmamak için yağmurluk, telefonunuzun ıslanmaması için
su geçirmeyen şeffaf koruyucu kap (özellikle Blue Lagoon ve şelale çekimlerinde
gerekecek), tabi ki fotoğraf makinanız, şarj, piller, uyku yastığı, plastik
bardak, tabak, öğle yemekleri için hazır çorba, balık konserve, bisküvi, çerez.
Satın
alınabilecekler: Her şey çok pahalı ama gitmeden
kendiniz ve büyükler için buradan hakiki balık yağı alabilirsiniz. Balık yağı,
köpek balığı, balina yağı, magnet, kupa, iceland temalı anahtarlık.
Doğa
Harikaları: Blue Lagoon, Stroker gayseri,
Gulfoss şelalesi, arkasına geçilebilen Schjolandfoss şelalesi, black beach,
buzullar, eyja yanardağı, kuzey ışıkları, Kerio kriter gölü, Thingvellir
National Park, çimen evler, koyunlar, atlar.
Kuzey
Işıklarının Görüldüğü Dönem: Mart-eylül arası. Yaz dönemi kalabalık
ve fiyatlar daha da artıyor.
İzlanda! O kadar çok
tanımlama var ki senin için. Ateş ve Buz ülkesi, dans eden ruhların ülkesi,
elflerin ülkesi, trollerin ülkesi, kuzey ışıkları ülkesi, koyunların ülkesi,
atların ülkesi, huzur ve sakinliğin ülkesi….Hepsini de hak ediyorsun kesinlikle.
Bugüne kadar gördüğüm ülkelerden çok daha farklı bir coğrafya ve herseyin bir
arada olduğu bir guzelliğe sahip İzlanda. Şaşkınlık içinde kalıp bu nasıl
mümkün olabilir dediğim çok an oldu gezerken, bir tarafta lav tarlası bir
tarafta yeşillik, bir taraf buzul bir tarafta sular kaynıyor, gayzerler.
Kutupların yeşillenmesi iyi bir şey mi gerçi düşündürücü. Görüntü çok güzel
tabi ama biraz araştırıp okuyunca özlemini duyduğumuz yeşilin, en istemediğimiz yerde ve yine neden
olduğumuz küresel ısınmayla ortaya çıktığını öğrendim. Çok doğal bir şey değil
yani bu durum. “Elimizdeki yeşilleri yok ederek kutupları yeşillendiriyoruz. Şimdi Pollyana gözüyle bu yeşerme için,
yeni gelişen bitki örtüsü “ne güzel, en azından bazı yerler yeşilleniyormuş”
diye görebiliriz. Ben öyle düşünmüştüm ama maalesef yeşillenme doğal yollarla
değil, doğanın dengesi dışarıdan bir müdahale ile bozulduğunda dayanma süresi
bir yere kadar oluyor. demiş bir blog sahibi. Doğru
demiş.
Ne zamandır görmek
istediğim ülkeler arasındaydı. Kuzey ışıklarını görmek aslında abimin
hayaliydi. Bu hayali gerçekleştirmek için yaklaşık bir sene öncesinden
biletlerimizi almıştık. Önceden planlama yaptığınızda uygun fiyata bileti
bulmak da kolay oluyor tabi gidememe riskini göz önüne almak gerekiyor. Bileti
14 eylül Sabiha Gökçen, THY İstanbul Kopenhag (Kopenhag’da iki gün kalış), 16 eylül
Kopenhag’dan Iceland air ile Reykjavik’e geçiş ve 22 eylülde Reykjavik’den Kopenhag’a ve aynı
gün havaalanında birkaç saat kalıp İstanbul’a dönüş olacak şekilde biletimizi
ayarladık. THY İstanbul Kopenhag biletimizi gidiş dönüş 302 TL e aldık. Kopehang
Reykjavik uçusu ise gidiş dönüş kişi başı 250 dolar. Toplamda gidiş dönüş uçuş
maliyeti 1000TL yi geçti. Bu biletler çok önceden alınıp bir kenara konulabilir.
Biletimi millerimle aldım. Bilet alırken millerle alınabilir mi, ödül bilet
düzenlenebilir mi bunlara da dikkat etmek gerekiyor. Bir çok seyahatte yaz
dönemine ya da ara dönem tatile denk gelecek şekilde biletleri çok önceden
alıyorum ve zamanı geldiğinde bir terslik, sağlık sorunu olmazsa gideceğim
diyorum. Başka türlü gezgin olmak zor. Tabi o tarih geldiğinde havayolu saat
değişikliği yapabiliyor, uçuş değişebiliyor ya da gidemeyebileceğiniz bir durum
oluşabiliyor. Gezmek istiyorsanız bunları göze almak lazım. Nitekim bizim
uçuşta Sabiha Gökçen’den Atatürk havaalanına alındı, değişikliği havayolu
yaptığı için fark ödemeden bileti tekrar düzenlemem gerekti. Abimle yengem izin
durumunu ayarlayamadıkları için maalesef geziye katılamadılar. Sayımız Sara,
Engin ve ben üçe düştü. Gezi rotasını Sara
planladı. Gerçekten çok da güzel planlamış. Bloglardan okuduğumuz kadarıyla İzlanda
ada olduğu için genellikle Reykjavik’de konaklayıp günübirlik gidip gidip Reykjavik’e
geri dönülecek şekilde planlama yapmış insanlar. Bizim Rotamıza göre kısaca
Rekjavik (1 gün), Vik (2 gün), Höfn 1 gün), Akureyri (1gün) şeklinde adanın
tamamını 360 derece gezdik ve her yeri
görmüş olduk. Dörtçekeri Engin kullandı ve şehirler arası mesafeler uzun olsa
bile, yol yorgunluğuna rağmen hiç sesi çıkmadı, güvenli ve rahat yolculuk
yapmamızı sağladı sağolsun. Sara, Engin size tesekkür ediyorum buradan, bu güzel gezi ve yol
arkadaşlığınız için.
14 Eylül
2016, Çarşamba, Kopenhag
Kopenhag ile İstanbul
arasında bir saat fark var. Kopenhag Kastrup havaalanından track 2 alarak
(tren), central tren istasyonuna 36 DKK (Danimarka kronu) (36DKK yaklaşık 17TL)
geliyorsunuz. Merkez tren istasyonundan her yere ulaşım çok kolay.
Kopenhag’ın benim için
önemi bir başka. Bir şehrin bisikletle ne kadar keyifli gezilebileceğini
keşfettiğim ilk şehir. 2014 yılında gelmiştim daha önce. Bisiklet kiralayıp, her
yere bisikletle gitmiştim. Kurşun asker, kibritçi kız, küçük deniz kızı gibi
bir masalcıyla (Hans Christian Andersen) büyüyen Danimarka hayalgücüyle
eğlenceyi bir araya getiren, çocuk gelişim oyuncağı legoyu 1930’larda Kirk
Christiannen ile icat etmiş ve tüm dünyaya kazandırmış. Vikingler, tüccarlar
limanı, Hamlet’i, bisikleti, legosu, sarayları, masalları ile çok güzel bir
şehir. Bisikletle her yere ulaşım mümkün. 70 krona (yaklaşık 27TL) kimliğinizi
depozito olarak bırakarak bir günlüğüne bisiklet kiralayabiliyorsunuz.
Bisikleti teslim edince kimliğinizi geri alıyorsunuz.
15 Eylül 2016
Perşembe, Kopenhag-Malmö
Sabah 6.25 treniyle
(merkez istasyondan kalkıyor) 90 DKK ödeyerek Kopenhag’dan İsveç’in üçüncü
büyük kenti Malmö’ye geçtik Sara, Engin ve ben. Oresund, Danimarka'nın başkenti Kopenhag ve İsveç'in önemli şehirlerinden Malmö’yü yü birbirine bağlayan,
1996-2000 yılları arasında yapılmış 16
km uzunluğunda dünyanın en büyük köprüsü. Kopenhag’da yaşayanlar için u köprü boldukça kolaylık
sağlamış. İş için ya da alışveriş yapmak için gidenler çokmuş. Birkaç saatte
gezip dönülebilecek bir yer. Tasarım mağazaları var. Hava günlük güneşlik,
sıcak. Yemeğimizi “Bee” adlı restoranda İsveç
köftesi, püre, bezelye, salata kişi başı 110 SEK(İsveç kronu) (yaklaşık 39TL) ödeyerek
yedik ve çok memnun kaldık. Kahve, su, kek ikramdı. İnsanların hiç acelesi yok.
Gezi süresince gözlemlediğimiz bir şeyde herkesin sakin, acele etmeden
yaşaması…
16 Eylül
2016, Cuma, Reykjavik, Blue Lagoon
16 eylül, Cuma günü asıl
seyahatimiz başlıyor. Havaalanında
aramayı erkek görevliler yapıyor ve hiçbir rahatsızlık duymuyorsunuz. Krem,
parfüm, diş macunu gibi 100ml altında olsa bile her türlü sıvının kilitli
naylon poşette olması isteniyor. Poşetleri görevliler veriyor zaten. Çok kibar
ve sakinler. Türkiye buradan 3 saat ileride. Saat 10.45 de Icelandair ile Keflavik
havaalanına indik. Hava yağışlı ve soğuk 12-13 derece. Küçük bir havaalanı
olan Keflavik’e inince araba kiralayacağımız yerden bir görevli karşıladı bizi.
Shuttle ile arabamızı kiralayacağımız havaalanından 6-7 dk uzaklıkta olan ofislerine, (adres: Lagoon Car
Rental, Smisjuvellir 3, 230 Reykjones) gittik (info lagooncarrantal.is).
Havaalanında araba kiralamak daha pahalı oluyormuş. Üç arkadaş KİA 4çekeri, 5
gece için 507 euro’ya kiraladık,
benzin ve taş
sıçramaması (gravity) için 66 euro ayrıca sigorta parası ilave edildi. Üç kişi
için araba kiralama maliyeti altı gün, kişi başı 191 euro’ya maloluyor. 6 gün
için benzine 10133 ISK verdik (yaklaşık 783TL) Üç kişi paylaştık. Dörtçeker 44
litreye, 80 000 ISK (İzlanda kronuna) doluyor. Kişi başı adayı altı gün dolaşma
maliyeti kişi başı toplam 905 TL. Yani İzlanda’ya ulaşmak için uçak bileti
1052TL ve adayı altı gün dolaşma maliyeti 905TL.
Plakamızda “LIFE GOES
TO” yazıyor. Bakalım hayat bizi nereye götürecek?
6600km de iken
arabamızı kiralamış olduk. Kıyılarının uzunluğu 6.000 km’den fazla. Gideceğimiz yerler
haritada belirli ve Engin bir gün önceden navigasyona işaretlediğinden bulma
konusunda sorun yaşamadık. Kendiniz gezecekseniz önceden rotayı, yer adlarını
navigasyona işaretlemek çok önemli. “Here” programını
telefonunuza indirip, İzlanda haritasını yükleyebilirsiniz.
Yola çıkınca bize
ilginç gelen, fotoğraf çekinmek istediğimiz her yerde durduk. 90 km hız sınırı
var ve hız sınırı bazı yerlerde 60 km’ye düşüyor. İlk durağımız el ele tutuşmuş
telden yapılmış çocuk şekilleri oldu. Yağmur, soğuk demedik fotoğraf çektik. Kükürt
kokusunu almaya başladık havada. Her taraf
Her taraf kara renkli toprak, hava puslu. Taşları üst
üste koyarak bazı yerlerde heykeller yapmışlar. Ağaç yok, yeşillik yok şehre
doğru giderken.
Haritaya
baktığınızda adanın batısında bulunan Reykjavik küçük, yürüyerek
dolaşılabilecek güzel bir yer, dünyada en kuzeyde bulunan
başkent. 202 bin nüfusuyla
İzlandanın üçte ikisini barındırıyor. Renkli evler, duvar resimleri, Laugavegur ana caddesi üzerinde karşılıkla mağazalar,
sanat galerileri, butik mağazalar var, tasarıma verilen önem dolaştıkça
anlaşılıyor, tertemiz, bir yerde araba girmemesi için yolu bisiklet şeklinde
bir kapı ile kapamışlar.
Hallgrimskirkja kilisesi (1945-1986) görülecek yerler arasında. Dikkatimizi çeken bir şey de evlerde tam evin köşesine denk gelecek şekilde camların olması. Çok estetik durmuş, yüksek katlı bina yok. Genelde iki katlı evler. Ağaçlıklı ve yeşil. Kaldığımız evin rengi sapsarı. Konaklama için airbnb adresinden ve booking.com dan yararlandık. Konaklamayı geç ayarlarsanız burası turistik bir bölge olduğu için fiyatlar yükseliyor. Booking.com adresinden de ara ara fiyat kontrolü yapmakta fayda var. Gelmeden birkaç gün önce Kopenhag da otelin fiyat düşürdüğünü fark edince öncekini iptal edip yeniden rezervasyon yaptım. Otel fiyatları ya da ev fiyatları ucuz değil kişi başı 50 euro- 70 euro günlüğü. Arabayı kafanıza göre her yere bırakamıyorsunuz. Ücretli park yerlerine bırakmanız gerekiyor. İzlanda’da içki satılan yerler devlete ait, her yerde içki satılmıyor. Ve her yerde içki de içilemiyor.
Hallgrimskirkja kilisesi (1945-1986) görülecek yerler arasında. Dikkatimizi çeken bir şey de evlerde tam evin köşesine denk gelecek şekilde camların olması. Çok estetik durmuş, yüksek katlı bina yok. Genelde iki katlı evler. Ağaçlıklı ve yeşil. Kaldığımız evin rengi sapsarı. Konaklama için airbnb adresinden ve booking.com dan yararlandık. Konaklamayı geç ayarlarsanız burası turistik bir bölge olduğu için fiyatlar yükseliyor. Booking.com adresinden de ara ara fiyat kontrolü yapmakta fayda var. Gelmeden birkaç gün önce Kopenhag da otelin fiyat düşürdüğünü fark edince öncekini iptal edip yeniden rezervasyon yaptım. Otel fiyatları ya da ev fiyatları ucuz değil kişi başı 50 euro- 70 euro günlüğü. Arabayı kafanıza göre her yere bırakamıyorsunuz. Ücretli park yerlerine bırakmanız gerekiyor. İzlanda’da içki satılan yerler devlete ait, her yerde içki satılmıyor. Ve her yerde içki de içilemiyor.
17.09.2016,
Cumartesi, Golden Circle
Kiliseye yürümedik uzaktan fotoğrafladık. Yola
çıkmadan 4500 krona 15 lt benzin aldık.
Norveç’den
sonra Avrupa’nın en pahalı benzininin burada olduğu söyleniyor. Adada benzin
istasyonları var tabi ama aralarında mesafe olduğu için depo tam boşalmadan
doldurmanızı öneririm. Benzini kendiniz alıyorsunuz kredi kartıyla ödeme
yapıyorsunuz. Pompanın çalışması için öncelikle makinaya visa kredi kartınızı
okutmanız, ya da nakit ödeyecekseniz markete öncesinde nakit ödemek
istediğinizi belirtmeniz önemli. Atlantsolin (AO) ve OB en uygun fiyatlı benzin
istasyonlarıymış. Benzin istasyonları 11.30 a kadar açık. Bösmoosstakir 366
denilen tabelanın orda mola vererek sandviçlerimizi yedik. İzlanda’ya gelmek
isteyenler sessiz bir doğanın içine girmeye hazır olmalı. Yolda bizim gibi
arabalılar var tabi ki ama burası atların, koyunların daha fazla olduğu bir
ülke. Sessizliği sevenlerin seveceği bir yer. Gayzerler ve şelalelerde çok yaratıcı pozlar verilebiliyor. Sigara içmeyen biri olarak aşağıdaki pozu Sara başarıyla yakaladı. Birde onun pozlarını görseniz, inanılmaz :-) eğlenceli
Geysir ve Strokkur’u gezdik. Yeraltı termal
yataklarından yaklaşık her 4 dakikada bir yeryüzüne çok sıcak su fışkırmasının
gerçekleştiği bir yer burası. En büyük gayzerin adı Strokkur. Burası
sülfür kükürt kokuyor. Strokkur gayzeri mucizevi bir şey. 80-100 derece su yeraltından
5 m ye kadar yukarıya fışkırıyor, su kaynıyor ve aniden suyun çıkışını
görüyorsunuz. Bu sıcak su kaynakları
ısınma ve elektrik enerjisi elde etmede de kullanılmakta.
18.09.2016,
Vik
(Seljalandsfoss ve Skogafoss şelaleleri, Mýrdalsjökull ve
Eyjafjallajökull yanardağları,
üstünde buzlar olan siyah kum plajı)

Reynisverfi black beach’e (kara plaja) gidiyoruz. Bu plaj gerçekten simsiyah. Bunun da nedeni lavlar. Üstünde buzullar var ve tezat olarak çok güzel görüntü oluşturuyorlar.
Saat 18.04 gibi hava
kararmaya başladı. Dyrholaey’e giderek puffinleri görmek istedik ama göç etmiş
olsalar gerek göremedik. Arabayla şu ana kadar
658km yapmışız. Yolda bazen de bizim gibi gezginlerin
durdukları yerde durduk
burada ne var diyerek. Yine öyle bir yerde durduk ki insanlar su üstünde
yürüyorlar. Burası da başka bir ilginçlikte. Fotoğraflarda su üstünde yürüyen insan
çekimleri görebilirsiniz. Deniz fenerini görmek için yola çıktık tekrar. 1978
de korumaya alınmış. Vik’de suyun tadı nefisti. Bol bol su içtik. Benzin
istasyonunun adı N1.
19.09.2016, Pazartesi, Vik
Suinafellsjokull
buzuluna giidyoruz. Otelden 11 gibi
ayrıldık. Hava yağışlı. Interstellar da buzul sahnesi burada çekilmiş. Vik’in
nüfusu sadece 300 kişi. Çok küçük. Ama futbol stadyumları var, spora önem
veriyorlar demek ki. Gezi süresince çok yerel halktan birini görmedik. İzlanda
da 4000ISK üzerinde alışveriş yaptığınız takdirde, vergisini havaalanında
alabiliyorsunuz. 11.55 de yine çok farklı bir yere geldik uzay üssüne benzeyen
bir arazi yapısı olan. Laufskalavarta, 894 yılında Katla yanardağı patlayınca
hasar görmüş bu bölge.Bu bölgedeki çiftlik hasar görmüş ve lavlarla kaplanmış. Burdan geçen gezginler diğer taşların üzerine taş koyarak seyahatlerinin iyi geçmesini diliyorlar, iyi dileklerde bulunuyorlar.

Skottafelle’e döndük saat
14.07’de. Eystragil şelalesine yürüdük Sara ile. Suartifoss batı rotasından
yürüyüşümüz bir saatten fazla sürdü. Skogarpröstur kuş türünü gördük. Bu şelale
de inanılmaz güzel, altında sütun bazaltlar var. Patika yemyeşil ve sonbahar
renkleriyle dolu, yeşil ağaçların içinde
kırmızı yapraklar çok dikkat çekiyor.
20.09.2016,
Salı, Akureyri
11.00 gibi yola çıktık ve Landhelgisg siyah kumsal Esla
islands’a geldik. Burası da başka bir siyah kumsal. Yolun sonunda Viking Cafe
Iceland e varılıyor. Burayı gezmek için bir ödeme yapmak gerekiyor kişi başı
20TL gibi. Buraya yakın olan ve girişi yasak olan bir radar bölgesi var.
Fotoğraf çekmek de yasak. 2017 de
çekilecek bir Viking filmi için Universal Studios tarafından Viking köyü
kurulmuş Köy çok sevimli. Köyü gezdikten sonra Akureyri ye gececeğiz. Höfn ile
Akureyri arası 430km. Adada ilerlediğimiz için yol boyunca sağımız okyanus. Bu seferde yolda sudaki yüzlerce kuğuyu görüyoruz. Rubin holiday houses denilen yazlık olarak kullanılan ağaçların arasına gizlenmiş evleri görmek için gittik. Her evin ayrı adı var. Fljötsdalsherajdenilen küçük bir şehirden geçtik. Yine bir doğa harikası olan ama maalesef bozuk yumurta gibi kokan Namafjall Huerir e geldik. Yüksek dereceli jeotermal bir alan burası. Çamurlar pof pof kabarcık halinde kaynıyor resmen ve patlıyor. 1000m derinlik ve 200 derecemin üstünde sıcaklığı varmış. Hidrojen sülfad gazı gibi hor spring kokusu. Sülfür üretiyormuş. İzlanda da önceden burada silah tozu yapımında kullanılırmış Daha önce de bahsettiğim gibi ordusu olmadan Nato’ya üye olan tek ülke burası. 19.51 de Huerfjall yanardağı lav tarlasına geldik. 2300 yıl önce volkanik patlamalar sonucu oluşan Myvatn gölü de burada. Myvatn naturebath’e 20.30 gibi vardık.
Girip girmeme konusunda
kararsız kaldık. İyi ki girmeme kararı almışız dedik daha sonra. Burdan çıkıp
bir beş dk ilerleyince Sara’nın sesiyle durduk, kuzey ışıkları
karşımızdaydı. Işık tanecikleri
yoğunlaştığı anda fark ediyorsunuz ama fotoğraflarda yeşillik ve renk çok daha
belirgin çıkıyor. Şanslıyız ki
dönüşümüze çok az bir süre kala görebildik.
Üstelik yol boyunca karşımızdaydı. Myvatn kuzey ışıklarının iyi
görülebildiği yerlerden biri unutmayın! Akureyri’de biz balina gözlemi yapmadık
ama isteyenler için Husavik, dünya üzerinde balina gözlemi yapılan en önemli bölge
olarak ünlenmiş.arasında görünen denizin rengi ise buz mavisi. Sara roket pozunu burada verdi J Her yerde otları beyaz rulo yaparak toplamışlar, kışa hazırlıklar yapılmış belli ki. Bulutlar koyunlara benziyor. Velkomin, Glaumbaer çiftlik evlerini gezdik. 1948 de kurulmuş bu evler. Kilise ise 1926 dan beri varmış.
21.09.2016,
Çarşamba, Reykjavik-Kopenhag-İstanbul-Ankara Dönüş
Askrift fiyordlarından
geçiyoruz. 1000kron geçiş ücreti. Bugün son günümüz ve yerel güzel bir
restorana gidelim dedik. Messinn balık restoranına gittik. Kesinlikle tavsiye
ediyoru. Arctic char adında bir balık sipariş ettik. Somon değil ama benziyor.
Bizimle ilgilenen garson çocuk büyük bir keyifle anlattı içinde ne var diye
sorunca İçinde bal, badem, roka, cherry tomatoes, zencefil, limon ve tereyağı varmış.
3800 ISK fiyatı ama kesinlikle değer. Bir kap içinde soya sosu, bir kaşık bal,
biraz zencefil, soğan, sarımsak karışımını somon balığına yedirip (marine
sosuyla) dinlendirilip ızgara yapabilir ya da fırında pişirebilirsiniz. Üstüne badem ilave edeceksiniz ve roka ile servis
edeceksiniz. Bal, zencefil inanılmaz yakışmış balığa. J En kısa zamanda deneyeceğim.
Yemek sırasında üç
arkadaş bir ara internete kaptırdık. Engin’in dikkatini çekti. Yan masada
oturan yaşları bizden büyük arkadaş topluluğu telefonla ilgilendiğimizi görünce
aralarında konuşmuşlar.
Sohbet yerine niye
başları telefonda demişlerdir herhalde. Utandık açıkcası. Karşımızda oturan dövmeli
genç topluluk da sohbet ediyordu. Telefonuna bakan yok. İnsanlar sohbet ediyor,
konuşuyor, gülüyor. Teknojinin esiri olmamak ne kadar önemli. Bu durumu yaşamak
da iyi bir ders oldu. Bir yere gittiğimizde elimizde telefon olmamalı, sohbet
olmalı.
Uçağımız Kopenhag’a
11.20 de kalkacak. üç saat sürüyor uçuş. Kopenhag’dan İstanbul’a ve aynı gün
Ankara’ya döndüm. Uzun bir dönüş yolu oldu ama değdi bu seyahate. Yol
yorgunluğunu hissetmedim. Hep dediğim gibi uzaklara, çok uzaklara gençken
gitmek gerek. Farklı kültürleri, uzak ülkeleri görerek, yaşayarak öğrenmek
gibisi yok.
İzlanda
Hakkında Sonradan Öğrendiğim İlginç Gelen Konular: Ordusu olmadan Nato’ya üye olan tek ülke, 1949 da üye olmuş,
Danimarka’ya bağlı iken İzlanda resmen 17 Haziran
1944 tarihinde bir cumhuriyet oldu. Ada soğuk ve buzulla kaplı olduğu için adada hiç karınca yok. İzlanda da
fahri konsolosluk var , elçilik yok. İzlanda'da okul saatleri günlük 3-4 saat, öğrenciler öğretmenlerle arkadaş gibi ve derslerde saygı çerçevesinde rahatça hareket
edebiliyorlar ve eğitim sistemi çok iyi. İzlanda’da beş üniversite ve
iki kolej bulunmakta, Cumhurbaşkanı: Ólafur Ragnar Grímsson,
Başbakan: Sigurður Ingi Jóhannsson, jeolojik olarak hem Avrupa hem de Kuzey
Amerika kıtasında, İzlanda’nın büyük bir bölümü volkanik olup adadaki
yanardağlar hâlâ faaldir. Bunların sayısı 200’ü bulmakta, Kıyılarının uzunluğu
6.000 km’den fazla. Lav ovalarıyla kaplıdır. Bu ovalarda yer yer jökül adı
verilen buz kubbelerine rastlanır. Bunların en büyüğü Vatnapöhull 8.500 km2'yi
bulan yüzölçümüyle Avrupa’nın en geniş buzuludur.
Danimarka,
İsveç, Norveç ve İzlanda gibi İskandinav ülkelerinde yaşayan halkların
atalarının kuşaktan kuşağa aktardığı zengin bir mitos öykü ve masal dağarcığı
vardır. İskandinavya’da tapılan tanrılara ilişkin efsanelerin yanı sıra ‘Sağa’
denen ve kahramanların haydutların, hayaletlerin, canavarların deniz
krallarının köylülerin cücelerin aşk ve serüvenlerinin anlatıldığı öyküleri de
vardır. İskandinav mitolojisi günümüz dünyasında mitoslarda geçen tanrılar ve
simgeler yönüyle oldukça bilinir bir durumdadır .Örneğin ’Yüzüklerin Efendisi’
kitap ve film serisi temeline bu mitosları oturtarak şekillendirilmiştir.
EURO 2016’nın ana gündem maddesi
İzlanda... 330 bin nüfuslu bu küçük ada ülkesi, tarihinde ilk kez katıldığı
Avrupa Şampiyonası’nda grup aşamasını yenilgisiz bitirdikten sonra ikinci turda
dünya devi İngiltere’yi 2-1 yenerek tarih yazdı. 2000’li yıllardan itibaren,
çok sert ve soğuk geçen kış hava şartlarından etkilenmeyen 20 futbol sahası ile
çocukların oynaması için 150 küçük saha inşa edilmiş.
İzlanda halkının çoğu elf, cüce, peri
gibi varlıkların gerçek olduğuna inanırmış. Hatta kimileri onlarla yaşamanın
pratiklerini geliştirmiş. Bu varlıklarla karşılaşanların hikayeleri dilden dile
dolaşırmış. Bir İzlandalı da bu pratikleri ve hikayeleri yeni nesillere taşımak
için Elf okulunu kurmuş. 26 senedir faaliyette olan okulda, neye benzedikleri,
nasıl yaşadıkları ve onlarla birlikte nasıl yaşanacağı gibi konular
öğretiliyor. Mezun olanlara diploma veriliyor.
Troller: Korkunç gözüken
mistik bir insanımsı yaratıktır. İngiliz peri masallarındaki Ogreler benzeri
şeytani devlerden dağlarda yaşayan dağa insanları kaçıran vahşi ve daha insan
benzeri yaratıklara kadar birçok farklı şekilde tasvir edilmişlerdir.


Onlar tanrıların istekleri dışında doğmuşlardı… Beyaz Alfların diğer yüzü siyah Alflar dokuz alemlerden Svartalfaheim isimli alemde yaşarla
İzlanda ile
İlgili Diğer Kaynaklar














Hiç yorum yok:
Yorum Gönder