KÜBA, KÜBA, KÜBA.............
29.01.2012. Sabah 03.30’da Atatürk havalimanında Umut, Baki ve Sıdıka ile buluştuk. Saat 12.34 de Paris havalimanındaydık. Karayip denizine, Meksika körfezi girişinde bulunan Küba adasına gidiyoruz. Küba ile Türkiye arasında yedi saat fark var. Paris’ten on saatlik uçuştan sonra Küba’ya akşam 17.30 ulaşmış olacağız. Günü yakalamak diye buna derim. “Save the last dance for me” çalıyor. Havaalanları benim için tam bir gözlem yeri, sıkılmam imkansız ama benim aklım daha çok Küba’da ve orada edineceğim izlenimlerde. C91 kapısından çıkarak uçağa biniyoruz. İstanbul’da kar yağarken, güneşin yüzünü gösterdiği bir ülkeye varmak…28 C. Aklımdan şu an geçen ne kadar şanslı olduğum ve gün gelip yeğenlerimin de buraya gelmeleri, görerek, gezerek hayatı öğrenmeleri. 50 kişi kadar grubumuz bildiğim kadarıyla. Uyumlu bir gezi olmasını diliyorum.
Amistur turumuzun adı, rehberlerimiz ise Jesus, Erdal, Yana, Gözde. Hepsi de harika insanlar. Onları tanıdığıma çok memnunum. Misafirperverlikleri, içtenlikleri, güleryüzleri, verdikleri bilgiler, arkadaşlıkları için. Hep yanımızda oldular ve hiçbir sorumuzu yanıtsız bırakmadılar.
Küba’nın nüfusu 11.3 milyon. Geçen yıl 2,5 milyon turist gelmiş. Turistlerin kullandığı para birimi CUC yaşayanların kullandığından Küba Pesosu(CUP) farklı. İki farklı para birimi var. Turist olarak gelenler, Küba'da yaşayanlara göre her seye yirmi beş kat fazla ödeme yapıyorlar. Havaalanında döviz olarak euro getirilirse daha karlı. Dolar düşük çevriliyor. Yaş ortalaması 78 ama 120 yaşında çok sayıda insanın olduğu söyleniyor. Otelimizin adı Vedado.. Büyük oteller devlete ait. Şöförlerin çalışma saatleri belirli olduğundan istediğin gibi kafana göre taksi çağıramayacağını söylemişlerdi ama bu konuda sıkıntı yaşamadık. Otellerin bazıları ortak girişim (joint venture). Aylık gelir sadece 25 $.
30.01.2012 Kısa bir şehir turu ve Saat 9.45’de Küba Cumhuriyeti Kültür Bakanlığından bir yetkiliyle “Dostluk Binasında” buluştuk ve Küba’nın kültür politikası hakkında söyleştik. Devlet için kültür bir öncelik olarak görülüyor. Sanatçıların kendi fikirlerini ortaya koymalarını sağlayan bir kültürel politika var. Devrim için saygı duyuluyor. Latin Amerika ve Karayip değerlerini yansıtan bir kültürü güçlendirmek, edebiyat, eserleri teşvik etmek, topluma katılım imkanları sağlamak ve sosyo ekonomik etkinliklere katkıda bulunmak prensiplerini benimsemişler. Bu prensipler, farklı kurumların, etkinlik ve işbirliği ile yer almakta. Kültür Bakanlığı farklı kurumlardan, enstitülerden destek almakta ve enstitüler ile sanatçılar arasındaki bağı güçlendirmeye çalışmakta. Uluslar arası kültürel diyalogun gelişmesine önem verilmekte.
Küba kültürü Afrika, Karayip ve Fransızların farklı kaynaşmalarının sonucunda ortaya çıkmış. İspanya’dan kaynaklı Avrupa, Çin, Afrika kültürünün izleri var. Karayip festivali, Latin Amerika festivali, Mayıs bayramı gibi farklı festivaller düzenleniyor. Küba’daki kültürü yurt dışında da tanıtmak isteniyor. Kültürü korumak için ise belirli bir yazı yok. Önemli olan devletin kültüre nasıl önem verdiği, tarihi tanımanın ve korumanın öneminin bilinmesi. Küba kültürü tarihi geçmişinden başlıyor. Küba’yı Küba yapan her tarihi olayda bir husus var. İlk çalıştıkları şey kim olduklarını, nereden geldiklerini, bunu koruyup tanımanın önemini bilmek ve bilinçli olmak. Kültür aktarılırken Küba kültürü içindeki yabancı kültürlere saygı gösteriliyor,
Küba devrimi 1 Ocak 1959’da yapıldığından beri, genç kuşaklara kültür aktarılırken sadece edebiyat, dans değil bütün sektörlerde eğitime, bilime yer veriliyor ve halka ulaşmasına çalışılıyor. Enstitü ve kurumların kültürü nasıl yansıtmaları gerektiğine yönelik yasalar çıkarılıyor. Küba uluslar arası 32 NGO (sivil toplum kuruluşu) ile çalışıyor. Sanatçılar, gençler birimlerle bir araya getiriliyor. “Eğitim doğuştan başlar, gelir.” Şeklinde bir deyiş var. Aile değeri aktarır. Beş yaşından itibaren ise kurumlar kültüre katkıda bulunmaya başlıyorlar. İlkokuldan mesleğe kadar sadece eğitime göre nasıl bir program uygulandığına değerleri, teşviği görüp tanık oluyorsunuz. Bulunduğumuz ortam nasıl bir ortam mı? Ast üst ilişkisi olmadan, kültür bakanlığı yetkilileriyle konuşulabilen, kendi halkından korkmayan, katılımcı arkadaşlarımızın da belirttiği
gibi eşitlikçi yaşamı paylaşabilen bir ortam. Bütün sanatçıların kültürel fikirlerini tanıtma hakkı var.
Küba’daki tek sanat üniversitesi olan “Küba Yüksek Sanat Enstitüsü” (ISA)’daki öğretmenlerin çoğu hem sanatçı hem eğitim veriyor. 1976’da eğitim vermeye başlamış. Müzik, görsel sanatlar, performans sanatları ve görsel işitsel medya olmak üzere dört alan bulunmakta. Tiyatro bölümüne başvuran 900 kişiden sadece 20’si kabul alabiliyor. Latin Amerika’dan, Asya ve Afrika’dan gelenler var.
Devrim sonrasında zenginler ABD’ye göç etmiş. Birden fazla eve izin yok, ikinciye devlet el koyuyor. Kübalıların %90’ı evlerinin gerçek değerini bilmiyor, 30 metrekarelik evlerde oturuyor.
Yiyecekler sağlıklı. Yolculuğa çıkan bir çok kişinin yaşadığı mide rahatsızlığını bu yolculukta yaşamadık. Sağlıklı yemekler yedik. Karides, pilav, patates püresi, kara fasulye (moros cristianos), balık…. Kara fasulyenin yılbaşı gecesi yenildiğinde şans getirdiğine inanılırmış. Beyaz pirinç Avrupalı’lara , siyah fasulye Afrikalı’lara gönderme yaparmış. Soğan, sarımsak, kekik, kırmızı, yeşil biber, kimyon, defne yaprağı ile sotelendikten sonra haşlaması yapılıyor. Şükran’a bize verdiği bu bilgilerden dolayı teşekkürler :-) Bu gezide bol bol muz, ananas yeme imkanı bulduk. Veee ayrıca gezi süresince her yerde bol bol bardağın dibinde nane yapraklarının, üzerinde parçalanmış buz parçalarının, romun, pudra şekerinin ve misket limonunun olduğu Mojito içtik.
Sadece Palmiye ağaçları yok Küba’da. Banyan ağacı ya da diğer adıyla Figus Benjamin kökleri var her yerde…Kısa bir araştırma yaptım dönünce. Budha "Ben banyan ağacıyım" dediği için bu ağaç Hintlilerce kutsal kabul ediliyor. Ve her bir dalının yere doğru uzamasıyla toprakta kök salarak yeni gövdeler oluşturduğu için ölümsüzlüğü simgeliyor. Hint Mitolojisinde banyan ağaçları, dilekleri yerine getiren ağaç anlamına gelmekteymiş.
Otelde kaldığımız her gün yatağımdaki havluya farklı şekiller veren, gül bırakan görevliye teşekkürler. Bir gün kalp, bir gün yan yana ördek, bir gün balık…For you: Para ti...
Salı günü çocuk projesini ziyaret ettik. Burada çocuklara ve gençlere hakları öğretiliyor. Proje 1988 de başlatılmış.Çeşitli bilim alanlarından gelen uzmanlar önce mahalleyi araştırarak ve mahallenin olumlu, olumsuz özelliklerini göze alarak planlama yapılıyor. Mahallelerin sehir merkezinde , yürüme mesafesinde olması olumlu görülürken, bir evde üç kuşağın birden yaşaması ailede sorunlara yol açabiliyor, alkol sorunu, çöplerin sokağa atılması, ağaç dikilecek alanın bulunmaması, evlerin yan yana olması gibi bizim için de yabancı olmayan olumsuzluklar sözkonusu. Çocuklar dergi çıkarıyor, kart yapıyor, yarışmalar düzenleniyor. Bütün etkinlikler ücretsiz. 1991 yılında çocuk haklarına yönelik anlaşma imzalanmış. Tek tek söz alıyor çocuklar. Sırayla ayağa kalkıyorlar. Bizim şu yaşımızda onlardan öğreneceğimiz çok şey var. Neler mi? İşte sadece bir kaçı: “Uyuşturucuya karşı olma hakkımız var, çevre kirliliğine karşı hakkımız var, aldığımız kararlara saygı gösterilmesi hakkımız var, ayrımcılık yapılmamasına karşı hakkımız var, agresif ortamlardan uzak tutulma hakkımız var, haklarımızın tanınması hakkımız var. Jose Marti’nin isteklerinden birisi çocukların kapsamlı bir eğitim görmeleriymiş, bu gerçekleşiyor.
“La Colmenita (Küçük Arı Kovanı)” Çocuk tiyatrosu. İsteyen her çocuğun katılımına açık. Bir sınav ya da yetenek şartı aranmadan çocukların hayal güçlerini ve yaratıcılıklarını geliştirmeyi amaçlıyor. Türkiye’de de olmak üzere çok sayıda ülkede gösteri yapmışlar. O kadar yetenek, böylesine mutlu çocuklar, her konukla tokalaşıp, gülümseyerek misafirperverliklerine gösteren canlar. Ülkemde çocukların buradakiler gibi özgüvenli, akıllı, yeteneklerini sergilemekten korkmadan büyümelerini diledim ve istedim. Hem sevecen, hem mesafeli aynı zamanda da onurlu durabilen bir nesil...
İstedikleri gibi eğitim alıyorlar, projeler üretiyorlar, şarkı söyleyip dans ediyorlar, eşitlik var, gelir eşitsizliği yok, özgüven yüksek, kıskançlık yok.
Kale’de saat 21.00’de top atışını seyrettik.
01.02.2012 Museo Nacioanal De bellas Artes (Arte Cubano) dayız. Hava muhteşem, hafif bir esinti var. 18.yy’dan günümüze eserler var müzede. Rekrospektif. Tüm eserleri ortaya koyanlar hakkında bilgi var. Küba’ya Avrupa’dan gelenlerin etkilerini ve eserlerini görmek mümkün. O zamanlar resim yapmak zanaat, meslek. İmgeler, yaratım Küba’ya ait.
Kuba’da ata binmiş generallerin heykellerinin anlamı var. Küba için mücadele eden generallere ait heykellerde atın yönü okyanusa bakıyorsa general dışarıdan gelmiş, Küba’ya bakıyorsa Küba’lı anlamına gelmekte. Atın ayakları havadaysa savaşta, yerde ise eceliyle öldüğü anlamına geliyor.
Küba’da kişiye ait arabalar sarı plakalı, devlet kurumlarına ait arabalar mavi, mor plakalı, bakanlığın beyaz, diplomatın siyah, askeriyeye ait arabalar yeşil, kırmızı renktekiler ise turistlere kiralanıyor. Öğrencilerin hangi sınıfta oldukları da formalarının renginden anlaşılıyor. Sarı lise, Kırmızı ilkokul öğrencilerinin formaları. Karşılaştığımız gençler oldukça sağlıklı ve sportif görünüyor. Bunun nedeni ise çocukların mutlaka bir spor dalını seçip uzmanlaşmaları. Erdal saolsun bayağı bilgi verdi bize.
Küba için turizm çok önemli. Sovyetler çökünce ithalatın %75’i de çöküyor ve Küba turizme sarılıyor. Pasaportlarımızda ABD’ye rahat giriş yapmak isteyenler için Küba vizesi görünmüyor. Ülkenin birincil geçim kaynağı turizm. Sadece deniz, güneş, kumsal ülkesi olarak görülmemesi Küba'da gerçekten görülmesi gereken çok şey var.
Çarşamba günü ilk işçi mahallesine gittik. 1990 yılında şehir planlama ofisi tarafından yerel yönetime bağlı olarak kurulmuş. Burada da mahalledeki sorunlar araştırılıp, planlama yapılıyor. Evlerin teknik durumuna bakılıyor, boşanmış anneler, sosyal sorunları olan çocuklar ile çalışılıyor. Halk istediği projeyi kendi ihtiyaçları doğrultusunda gerçekleştiriyor. İnşaat, çevre, oyuncak yapma projeleri bulunuyor. Projelere katılabilmek için mahallede ikamet etme şartı aranıyor. İleri yaştakiler için üniversite var. mahalledekilerin çoğu puro fabrikalarında çalışan insanlar. “Ailede kimin parası varsa o güçlüdür” görüşünden hareketle kadınlar mesleki kurslarda eğitim alıyor. Aile içi şiddete karşı seminer, sergi düzenleniyor.
İnternet veri aktarım hızı çok düşük. İnternet Venezuela, Meksika dan alınıyor.
Küba’lı bir seneden fazla dışarıda bir ülkede kalırsa vatandaşlığı iptal ediliyor. Bilim adamlarının çalışması bir seneyi geçecekse bunu declare etmeleri gerekiyor.
Cuban Trogon (Tocororo), kuşu buranın yöresel kuşu. Bir çok yerde onu görmek mümkün. Onu ilk gördüğümde açıkçası ağaçkakan sandım ama değilmiş.
Doğa projesine geldik, doğa nefis. 1969’da ağaçlandırma projesi başlatılmış. Ağaç dikme projesi. Projeye ilk 150, daha sonra ise 250 aile katılmış. iyi ki katılmışlar. Doğanın kokusu, sessizliği, renk coşkusu oldum olası iyi gelmiştir bana. 1500 metrelik alana doğru biraz yürüdük, daha da ilerlemek istedik ama zaman kısıtından geri dönmemiz gerekti. Burada ne güzel trekking yapılırdı, zaman geçirilirdi.
Göle yüzmeye geldik. Su bulduğunda atlayacaksın. tatlı suda yüzmek kolay değil ama su yuttuğunda, genzine kaçtığında rahatsız olmuyorsun çok fazla. Fazla düşünmeyeceksin. Zaten bebekken de ağladığımda susmam için suya sokarlarmış beni. Göl kendimize getirdi bizi.
Otlarda karnını doyuran bir atı sevdim. Rahatsız etmiş olmalıyım ki git artık başımdan dercesine dizimden hafifçe ısırıverdi. Eh ben de dersimi aldım zaten. Dayanamadığım bir şey de atlar sanırım. Her ne kadar çelimsiz, zayıf olsa da duruşu bir başka. Pınar del Rio Havana bölgesi yeşilin en güzel tonlarını barındırıyor. Karadeniz’e benzettim burayı. Bu yaz Karadeniz’e gitmek şart oldu anlaşıldı. Kahve içtiğimiz yerin hemen altında bir satış yeri keşfettik. Burada bulunan el yapımı ürünlerden bebek, parfüm aldık. Dikkatimi çeken bir şey de her malzemeyi değerlendirmeleri. Coca Cola’nın metal kapaklarından bilezik, saç bandı ve çanta yapmışlar. Özellikle aldım, bunları dönüşte göstermek istiyorum çünkü. Aldığım Küba’lı bebek, Lösev’in bebeği Can’ın yanına çok yakıştı. Yan yanalar :-)
1940, 1950’li yıllardan kalma Amerikan arabaları görmek pek keyifli. Pembe arabaya bayıldım.
Bu gezide Sıdıka’dan güzel bir alışkanlık edindim. Her gittiği yerden sevdiklerine kart atarmış. Çok zorda değil üstelik. nasıl yapılacağını öğrendim. Che’nin güzel kartlarından aldık ve sevdiklerimize yazdık. Sol üste tarih ve yer adı. Alta notun ve sağ boşluğa adresin. Pulu da yapıştırdıktan sonra lobideki postaya atmak yeterli. Havana’dan sevgilerle. Gerçi postanın varması üç ayı bulabiliyormuş ama olsun varsın. Ne zaman varacak merak ediyorum. kartı attığım tarih 02.02.2012. Kendime de attım üstelik. Sanki kartı yazan ben değilmişim de Havana’ya giden, beni unutmayıp hatırlayan bir dostummuş gibi J Anlaşıldı bunu artık hep yapacağım.
Ankara’dan mesaj geldi. -23 dereceymiş. Evet bugün gölde yüzdük, akşam latin müzikleri eşliğinde dans ettik.
03.02.2012 kahvaltıdan sonra ICAD (Halkla Dayanışma ve Dostluk Enstitüsü) ne geldik. Fidel Castro kurmuş. 185 ülkede, 2116 Küba Dostluk Derneği bulunmakta. Enstitünün amacı ablukaya karşı mücadele etmek ve Küba beşlisinin serbest bırakılmasının sağlanması.Küba’da ambargo olmasaydı ne olurdu? ABD 1962 yılında resmi olarak Küba’ya abluka ilan ediyor. Kanseri iyileştiren ilaçlara ulaşılamıyor, dış ticaret ilişkileri engelleniyor. Küba nikeli önemli bir gelir kaynağı. Yakın olmasına rağmen ABD’den değil, uzaktaki Çin’den ürün alınabiliyor. Devrimin amacı olan halka eşit sağlık, eğitim hizmetlerinin verilmesi abluka yüzünden zor sağlanıyor. ABD halkı düşman değil dost olarak görülüyor ve Küba’ya gelenlerin döndüklerinde Küba gerçeğini doğru anlatmaları isteniyor. ABD’den gelenlerin getirdiği kalem, kağıt gibi şeyler hediye olarak görülüyor, bağış yasak.
Küba tehlikeli. Neden mi? Yardıma ihtiyacı olan ülkelere doktorlarını gönderiyor, sadece okuma yazma öğretmeyip diğer ülkelere de gönderiyorlar. Küçük bir ülke görünen belki ama yaptıklarıyla, diğer ülkelere örnek olan, farklı yönleriyle yüreklerde oluşan inancı büyük bir ülke. Ayrımcılığın yapılmadığı, Küba kimliğini oluşturan farklı grupların ırk, din, dil ayrımı yapmadan birlikte yaşadıkları bir ülke…
Kapitalist değer sistemi sanki Küba’yı etkilemeye başlamış. Sokakta yaşayanların, öğrencilerin fotoğraf çektirmek için one cuc, sabun istemeleri. Küba bu dünyadan ayrı bir ülke değil ve her yıl çok sayıda turist geliyor. Gençlerin eski ahlaki değerlere sahip olmadıkları belirtiliyor. Toplumsal değerlerin korunmaya çalışması çok da kolay değil.
Santa Maria kumsalı 7 km uzunluğunda. Bembeyaz kum. Antil denizi. Yürüyüş yapmak pek keyifli geldi bu kumsalda çakıl taşı, deniz kabuklarına bakarak. Karadeniz’de bizim kumsalda incecik kumlardan oluşuyor.
Floridita. Ernest Hemninway’in bronzdan yapılmış heykeli içeri giren herkesi selamlıyor. Sabah yaşlı adam ve deniz kitabı elimdeydi, şimdi ise heykeli karşımda. Lisede çok severek okumuştum kitaplarını. Tekrar okuyup hatırlamak istiyorum “Çanlar Kimin İçin Çalıyor? ,Silahlara Veda”. Duble romlu ekersiz daiquiri İçkisi…
Umut'un Adamelis ile tanışması güzel bir dost edinmemizi sağladı Küba'da. Ne güzel bir isim Ada Melis ve tatlı kızı Veronica. Sıdıka, Baki, ben hep birlikte kendimizi Adamelis’in evine gidiyor bulduk. Eşi evdeydi. Bizi görünce toparlandı ve içeri davet etti. Davetsiz misafirdik sonuçta. Bir kahvenin kırk yıl hatırı vardır ya bize evin her yerini nefis kokusuyla saran Küba kahvesinden ikram etti. Mutlu ve sevecen, sürekli gülümseyen bir aile. 30 metrekareye tüm yaşamlarını sığdırmışlar. Evde gereksiz hiçbir eşya, fazlalık yok. Eşyaları bakımlı değil ama yüzleri gülümsüyor sürekli. Şaşırmadım desem yalan olur. Devrim sonrasında çok daha iyi, bakımlı koşullarda bir yaşamın geleceği düşüncesinden belki de…Küba’da yaşayanların seyahat özgürlüğüne yönelik kısıtlamalar bulunmakta. Raul yönetimiyle bu kısıtlamalar gevşetilse bile bir senedenuzun süre ülkeden çıkmak isteyenler bir daha geri dönemiyor.
15.30. Che’nin anıt mezarına gittik. Müzede çocukluğundan itibaren fotoğraflarını gördük. Resimlere baktıkça hissettiğim şu oldu. Onurlu duruşunu hiç bozmamış, karizmatik, gülümsemesi yüzünü aydınlatıyor ve gözlerinin içi gülüyor, göz bebekleri ışıkla dolu. Yerel bir restoranda yemek yedikten sonra Trinidad’a yola çıktık. Otelde akşam yemeğimizi yedikten sonra “Devrimi Savunma Komitesi” (CDR) ile buluştuk. 04.02.2012. CDR, çocukları aşılamadan, kana ihtiyacı olanlara kan bulmaya, insanlara okuma yazma öğretmeye kadar pek çok hedefi var. 14 yaşından büyük çocuklar katılabilmekte. Mesleklerine göre insanları örgütleyip yapabilecekleri işlere sevkediyorlar. her mahallede bir CDR bulunuyor. Her CDR’nin başkanı, gözlemcisi, bilgi veren kişisi var.
Sabah erkenden isteyen arkadaşları uyandırdım ve denize girdik. Su muhteşemdi. Zaman kısıtlı olunca suda daha fazla vakit geçirmek için erkenden kalktık. İyi ki kalkmışız ve yüzmüşüz.
Trinidad şehir turunda Romantik müze, Trinidad müzesi ve arkeoloji müzelerini ziyaret ettik. Trinidad kasaba evleri, kiliseleri, arnavutkaldırımı sokaklarıyla Havana’ya göre şirin bir kasaba görüntüsünde. Gezinin başında yağmur bastırdı, nasılsa erimeyiz diyerek yolumuza devam ettik. Çan müzesini gezdik. Abim için pul koleksiyonu buldum. Yağmur sularının aktığı oluklar bile su birikinti yapmasın diye düşünülerek estetik bir şekilde yapılmış.
Yağmur nedeniyle otele erken dönüldü. Akşam Trinidad’a tekrar gitmeye karar verdik. Umut taksi şöförüne bile şarkı söyletti J Saolsun taksici de sesim kötü falan demedi neşeyle eşlik etti. Hayat dolu ve tam tadında yaşıyor hayatı. Ondan alınması gereken çok ders var. Üç farklı eğlence yerini dolaştık. Salsa, rumba, mambo, çaça ritimlerini duyduk. Afrika kökenli Kongo müziği ve dansını seyretme şansı bulduk.
Çaça yapan iki bayanla ve eşleriyle tanıştık. Mara, Hollanda’lı. Amsterdam’da yaşarken yaşamını değiştirecek bir karar almış ve çocuklarında büyüdüğünü düşünerek Küba’ya yerleşmeye karar vermiş. Zor bir karardı dedi. Ama burada çok mutlu olduğu da belli. Bed and breakfast işletiyormuş eşiyle. Yine gelirsem yardımcı olabileceklerini söylediler.
Kendi kendime gülümsüyorum Küba'yı düşündüğümde. Çünkü biliyorum ki yine gideceğim. Üstelik daha uzun süreliğine…
https://plus.google.com/photos/106316406950914308457/album/5708928587495045361?gpinv=AMIXal9QBqvk1LhX-_01lqaOhXY9S8LgiSt_bUhAdTqdZUIMMdCriQdl38UBTSEGk8vQFYhEYtFyd0msVQuA9jXFSN9Jl8lHyu9uBCubUdk7H8Rk6BolGV0&hl=tr#photos/106316406950914308457/albums/5708928587495045361
YanıtlaSilBu yorum yazar tarafından silindi.
YanıtlaSil