20 Ekim 2010 Çarşamba

MACAHEL’DE HİDROELEKTRİK SANTRALLERİN VE EKOTURİZMİN

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu (UNESCO) tarafından belirlenen Türkiye'nin tek Biyosfer Rezervi Koruma Alanı[1] içinde yer alan Macahel şimdiki adıyla Camili, Artvin iline ve Gürcistan sınırına kadar yayılan vadi ve tarihsel bölgenin adı. Bu bölgede her ton yeşili görmek mümkün ve doğası bir çok güzelliği içinde barındırıyor. Ahşap evlerden bir bölümü restore edilerek pansiyon şeklinde kullanılmakta ve konuklara yöresel yemekler sunulmakta. Misafirperver, dostça yaklaşan, güler yüzlü güzel insanları kendinizi evinizde gibi hissettirirken, bölgenin çok sayıda özelliğine de tanık oluyorsunuz.  Başta kafkas arısı olmak üzere bal, pekmez, reçel, mısır ekmeği, taze ya da kurutulmuş meyveler gibi yöreye özgü ürünlerden tüketerek güne sağlıklı başlamak mükemmel bir duygu!
Macahel bölgesinde hayvan türleri, tüm Türkiye hayvan varlığı içinde çok özel ve özgün bir yere sahiptir. Bölge, Doğu Karadeniz Dağları’ndan derin Çoruh vadisiyle ve Kafkasya’dan Rioni-Kura vadisi ile ayrılmış ve jeolojik dönemler boyunca Doğu Karadeniz Bölgesi’ndeki diğer yerlerden daha uzun süre izole kalmıştır. Karçal Dağları’nın ormanları, ılıman yağmur ormanları özelliğine sahiptir ve insan etkisinden önemli ölçüde korunmuştur. Tüm bu nedenlerle dağların bu yapısı, içinde barındırdığı hayvan türlerine zengin ve değişik yaşama alanları sunmaktadır. Bu küçük bölge, jeolojik dönemlerde ve günümüzde hayvan türleri için önemli bir sığınma alanı olmuştur. Doğu Karadeniz Bölgesi’nde çok ender bulunan 35 Trichoptera[2] türünün 18’i, yani çok ender bulunan türlerin % 51’i bulunmaktadır. Dağılımları sadece Kafkasya ve Doğu Karadeniz Bölgesi ile sınırlı olan ve Kafkasya bölgesine ait olarak bilinen türler burada 18 türle temsil edilmektedir.[3]
Macahel, doğası, organik ürünleri, yöresel yemekleri, bal üretimi ve kilim dokumacılığıyla marka olarak ortaya çıkabilecek bir bölge! Ama bir tatil köyü değil kesinlikle. Beş yıldızlı otellerin bulunduğu bir yer hele hiç değil. Her istediğinizi bulamayabileceğinizi bilerek beklentisizce gitmeniz gereken,  hayal edemeyeceğiniz şekilde bulutların üstünde yürüdüğünüzü hissettiğiniz, suların bol, insanlarının asil ve özel olduğu bir yer.  Az seçilen ve az gidilen bir yol… Doğayı içine sindirerek bulut denizinin üstünde özgürce yürümek isteyenlerin, masmavi gökyüzünü, yüzlerce çiçeği, böceği, şelaleleri, gölleri, yabani canlı türlerini görmek, gür ormanlar içinde ter dökerek hareket etmek isteyenlerin, bir araçla değil kendi başlarına varmak istedikleri yere ulaşmak isteyenlerin gelmek isteyeceği bir bölge.
Turizm bu bölgede nasıl geliştirilebilir? Organik tarım ürünleri için nasıl marka oluşturulabilir? Aklıma ilk başta gelen sorulardan bazıları bunlar. Bölgeyi gezip tanıdıkça ise daha da önemli bir soru takıldı aklıma! Macahel’i olduğu gibi, Macahel’in yaşam kültürünü, örf-adet ve geleneklerini dikkate alarak, kirletmeden gelecek kuşaklara aktarmayı ön plana alacak turizm nasıl yapılabilir? Yani tüketmeden çok çeşitli değerleri keşfetmeye dayalı eko turizm[4]
Bu yazıyı hazırlarken hep güzelliklerini anlatmak isterdim ama bu güzelliğin içinde yaşayanların yaşadıkları sorunlardan da bahsetmek istiyorum. Yöreyi Borçka’ya bağlayan karayolu, özellikle kış aylarında Macahel geçidinin kışın çok yağış alması, çığ tehlikesinin olması  sonucu,  yılın yarısında kapalı kalmaktadır. Bu da yaşayanların sağlık, eğitim ve ekonomik problemler yaşamasına, dolayısıyla genç nüfusun göç etmesine, yörede yaşlı nüfusun artmasına ve çocuk sayısının düşmesine neden olmaktadır. TMMM tarafından 2009 yılı sonunda ödenek çıkartılarak yol sorununun çözüleceği belirtilmektedir.[5] Birkaç yıldır gündemde olan en önemli konulardan birisi ise “hidroelektrik santrallerin yapılmasının planlanması” ’dır. Bunun anlamı eko turizm ile ön plana çıkabilecek bu bölgede yolların açılması, yürüyerek, gözlenerek görülmesi gereken vadide iş makinaları, kamyonlar, motor gürültüleriyle karşılaşılmasıdır. Akarsuların yönünün değiştirilmesi, dizginlenmesi ve bir çok güzelliğin yok edilmesidir. Karadeniz’e sevdalananların yöneltmek isteyecekleri çok sayıda soru ve almaktan korktukları cevaplar var elbette. Akan dereler, güzel yaylalar hep aklımızda kaldığı gibi duracak mı? Yoksa bozulacak mı? Kafamızı dinlemek istediğimiz için geldiğimiz bu yerde su seslerinin, doğanın sesini insan kalabalığı mı alacak? Biyolojik çeşitlilik koruma alanıysa kim neden izin veriyor? Bundan 20 yıl sonra çocuklarımıza bırakmak istediğimiz şey ne? Niagara’nın etrafında tek bir tesis yok, ama insanlar para ödeyip geliyorlar görmek için. İyi bir tanıtım, farkındalık yaratmak elbette önemli. Ama kıymetini bilmek ve geleceği şimdiden düşünerek hareket etmek çok daha önemli! Sevgi söylenerek olmuyor. Gösterilerek oluyor. Kaçımız çevreyi korumak için yürürken doğadaki çöpleri toplama ve çantamıza koyabilme, plastiği doğaya bırakmama bilincini gösteriyoruz?  Her birey bir örnek ve mutlaka etkileyeceği, değiştireceği birileri var, örnek olacağı birileri.  Doğa sevgisi, insan sevgisiyle iç içe geçmiş durumda.  Doğa aslında almadan vermesini biliyor, yeter ki saygılı olun! Doğal kaynaklara karşı hepimiz sorumluyuz ve gördüğümüz yerleri kendi çevremize gönüllü olarak tanıtmalı ve bilinçlendirme elçisi olmalıyız. Doğamızı nasıl mı koruyacağız? Kendimiz bilinçlenerek ve çevremizi bilinçlendirerek ya da toplumsal gelişim ve değişimi amaçlayan, sorunları yerinde tespit edip sorunlara yenilikçi çözümler getiren ve bunları topluma anlatarak ikna eden sosyal girişimcilerin sayısının artmasıyla…
Bir diğer yol ise yaşadığımız binalarda enerji kayıplarını önleyerek,  daha az enerji sarfiyatı yaparak doğanın katledilmemesine katkıda bulunmaktır. Avrupa Birliği “Binaların Enerji Performansı” hakkındaki 2002/91/EC sayılı emriyle bundan sonra kiralanan veya satılan bütün binaların bir Enerji Sertifikasının olması zorunlu kılınmıştır. Bu emri uygulamak üzere Almanya'da Enerji Tasarruf Düzenlemesi yapılmıştır. Amaç binaların enerji sarfiyatını azaltmak, yeni binalar inşa edilirken "pasif evler" olarak adlandırılan yenilenebilir enerji[6] kullanan binaların tercih edilmesini sağlamaktır. Enerji tasarrufu demek, karbondioksit salımı tasarrufu anlamına gelmektedir. Isıtma teknolojisini yenilemek ise en maliyet düşürücü yol olarak gözükmektedir. Evlerde tüm lambaların değiştirilmesi, az enerji sarfiyatlı ampullerin kullanılması, pencerelerin yenilenmesi, ısıcam, pimapen yapılması gibi yalıtım önlemleri diğer yapılabilecekler olarak sıralanabilir.





Macahel’de HES Projeleri
Elektrik üretilen su santrallerinin her çeşidine “hidroelektrik santral” veya kısaca “HES” adı verilmektedir.  Hidroelektrik üretiminde dalga, gel-git ve akarsu gibi hareket halindeki su gücünden, yaygın olarak ise akarsuların gücünden yararlanılmaktadır. Hidroelektrik santralleri su toplama kapasitelerine göre iki gruba ayrılmaktadır.
a. Nehir Santralleri: Bu santrallerin su tutma kapasiteleri çok azdır; bir günden az zamanda nehirden gelen suyla hazneleri dolar. Su toplamak için nehrin içine bir set çekilmekte ve nehir suyu bir boru veya tünelle santrale yönlendirilip elektrik üretilmektedir. Örneğin, 1961’de kurulan İkizdere bir nehir santralidir. Nehir santrallerinin gücü genellikle 25MW’dan azdır. Bu tür santrallerde suyun hızlı akması sonucu nehir yatağı aşındığından suya karışan kum ve çakıllar balık yaşamını aksatabilmektedir. Bu nedenle de proje planlanmadan önce balık nüfusu, çeşidi planlanmalıdır.[7] Avrupa Birliği, çevre dostu oluşundan dolayı özellikle küçük ve orta ölçekli santrallerle gerçekleştirilen hidroelektrik üretimini birlik içerisinde ve aday ülkelerde daha fazla teşvik etme kararı almıştır. Nehir HES’lerinin kuruluş ve işletme maliyetleri, kuruluş süreleri baraj santrallerine göre düşük, finansmanları daha kolay ve çevreye verdikleri olumsuz etkiler ise çok daha azdır.[8] Bununla birlikte nehir santrali yapmak amacıyla başvuran çok sayıda küçük firma bulunmaktadır ve bu firmaların çevre kurallarına uygun olmayacak projeler gerçekleştirmeleri denetimle engellenmelidir.  Bir akarsuyun üzerinde çok sayıda nehir tipi küçük HES’in yapılması, çok daha fazla doğal alanın işgal edilmesine neden olacaktır.
 b. Barajlı santraller: Nehir santrallerindeki bağlama yerine, baraj  adı verilen beton, toprak ve kaya dolgudan yapılan yüksek bir yapı ile suyun önü kesilmektedir. Karadeniz dağları gibi eğimi yüksek bölgelerde baraj santralinin göl hacmi çok daha küçüktür. Barajlı santrallerin çevreye etkisi nehir santrallerinden fazladır. Büyük bir bölge su altında kalır, tarım için kullanılan değerli ekim alanları kaybolabilir. Bu husus dağ nehirlerinden ziyade ovada kurulmuş barajlar için önemlidir. Balık yaşamı da nehir santrallerine kıyasla daha fazla zarar görebilir. Baraj yüksekliği fazla olduğu için balık merdivenleri da faydalı olmayabilir. Böylece nehirde doğal balık hareketi kesintiye uğrar. Öte yandan barajda göl balıkçılığı geliştirilerek zarar kısmen telafi edilebilir. Baraj santrallerinin bir diğer olumsuz etkisi, su altında kalan bitki örtüsünün çürümesi sonucunda çok az miktarda da olsa ortaya çıkan civanın zehirleme yapmasıdır. Civa, baraj gölünde yaşayan balıklarda zaman içinde yoğunlaşmakta ve bu balıkların tüketilmesi de insan sağlığı için zararlı olabilmektedir. Santral suyunu doğrudan veya tarım amacıyla tüketen yerel halkın sağlığı da zarar görmektedir. Bunun önlemenin çözüm yolu ise ağaç, funda ve çalılıkların baraja su dolumu başlamadan kesilmesidir. Aksi halde sadece gölde yetişen değil, barajdan bırakılan suyla beslenen bütün balıklarda civa zehirlenmesi olabilir. Hidroelektrik santrallerin, olumsuz tarafları oldukça fazladır. Kuruluş maliyetleri yüksek, yapım süreleri uzun, kuruldukları yerlerdeki tarım alanlarının bir kısmının yok olmasına neden olmaktalar. Su altında kalan topraklar bataklığa dönüşmekte ve metan gazı üretimine neden olmaktadır.
Türkiye elektrik üretimi ihtiyacının çoğunluğunu  yabancı ülkelerden karşılamaktadır. Enerji Bakanlığı’nın amacı enerji ve tabii kaynakları; verimli, etkin, güvenli ve çevreye duyarlı şekilde değerlendirerek, ülkenin dışa bağımlılığını azaltmaktır. Enerji elde etme düşüncesi başta kulağa hoş gelmektedir belki ama “enerji elde edelim” derken bunun dezavantajlarının neler olabileceği ve alternatif enerji kaynaklarının olup olmadığının da konuşulabilmesi gerekmektedir[9] (Tablo 1). Çevre ve Orman Bakanlığı[10] ise, su kaynaklarını korumak ve kullanma planları yapmak için bütüncül havza planlaması yapmakla görevlendirilmiştir.  Her iki bakanlığın doğal yaşama  zarar vermeyecek  şekilde uyum içinde çalışmaları, çeşitli meslek disiplinleri, sektör temsilcileri, yerel yönetimler ve sivil toplum örgütlerini de içine alarak havza planlaması yapmaları önemlidir. Böylece hangi havzalarda HES yapılabileceği, hangi havzalarda ekoturizmin geliştirilebileceği ortaya konulmuş olacaktır.
"4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu", "Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliği" ve "Su Kullanım Hakkı Anlaşması İmzalanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik"le birlikte HES uygulamaları çok farklı boyutlara ulaşmıştır. Gıda, medikal şirketi hatta spor kulüpleri gibi farklı alanlarda faaliyet gösteren ve baraj yapımı konusunda uzman olmayan çok sayıda firma HES yapmaya kalkışmaktadır. Macahel’de HES proje başvuruları 2005 yılında başlamış, EPDK sekiz HES için lisans vermiştir. Lisanslar verilirken yöre halkı ve yerel kurumların bilgilendirilmemesi, doğal, sosyal ve kültürel yaşama olacak etkilerini araştırılmaması önemli bir sorundur. Macahel’de başvuruları tamamlanmış ve onay bekleyen çok sayıda proje bulunmaktadır. Bu başvuruların gerekçesi suların boşa akması yerine değerlendirilmesi gerektiği düşüncesi ve enerji elde ederek kazanç sağlamak isteğidir. Dört ana akarsu sistemi üzerinde HES projeleri gerçekleştirilmek istenmektedir. Altıparmak (Barhal) çayı, Tekkale çayı, Dokumacılar-Yüncüler, Hatila deresi. Bunlardan sadece Hatila deresi Milli Park statüsü kapsamındadır ve üzerinde yapılması planlanan HES projesi yoktur. Oysa ki Macahel bölgesi biyosfer rezervi olduğu için, bu bölge HES projeleri kapsamından çıkarılmalıdır.
Macahel’in korunmasını isteyenlerin bilmesi gereken bir diğer nokta daha önceleri 50 mw altında kapasiteli santral projeleri için geçerli iken, 17 Temmuz 2008 tarih ve 26939 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren yeni ÇED Yönetmeliği ile 0,5-25 MW’ın arasında kurulu gücü olan HES projelerinin ÇED (Çevresel Etki Değerlendirme) raporu olmadan yapılabileceği ve Macahel'de planlanan santrallerin 25 mw altında santraller olarak planlanmalarıdır. Devlet Su İşleri (DSİ) projeleri internetten ilan etmekte, fizibilitesi uygun bulunan firmalarla su kullanım hakkı anlaşması imzalanmakta ve bu firmalar EPDK’ya başvurmaktadır. Su Kullanım Hakkı Anlaşması yapıldıktan ve yatırımcı belirlendikten sonra ÇED sürecinin başlaması gerekirken, Çevre ve Orman Bakanlığı ÇED değerlendirmesini yatırımcının çeşitli giderler ve masraflar yapmasından sonraya, kısaca sürecin en sonuna bırakmaktadır.[11] ÇED raporu alınana kadar geçen süreçte, ağaçların kesilmesi ve inşaatın başlamasıyla arazi gereksiz yere tahrip edilebilmektedir. Bunun anlamı; olumsuz rapor verildiğinde yatırımcının sermayesinin boşa gitmesi, olumlu rapor verilmesi için yatırımcıların karar vericileri etki altında bırakmaya çalışabilmeleridir.
Nehir ve barajlı HES'lerin yapılmasına karar vermeden önce avantaj ve dezavantajlarının, projenin içeriğinin, ne yapılmak istendiğinin, kimin yaptığının, çevreyi ve yöre halkını nasıl etkileyeceğinin, kurulacağı yerin iyi değerlendirilmesi gerekmektedir. Kurulacağı yer kendine has bitki, hayvan, iklim yapısına sahip ise daha da düşünülmesi gerekmektedir. Başvuru yapan işletmeler “çevreyi korumak için” sözleşmede neleri taahhüt etmektedir? Yöre halkı su kaynaklarının rezerv miktarları, kaç yıl yeteceği, ne kadar yer altı su kaynağı bulunduğu konularında DSİ’nin güncel bir çalışma yapmasını ve projelerin kontrolünün DSİ tarafından dikkatli bir şekilde yapılmasını beklemektedir. İlgili kurumlarla sağlıklı iletişimin kurularak, yöre halkının doğru bilgilendirilmesi önemlidir. Bu konuları iyi düşünmek gerekmektedir.
Tablo 1: 2008 yılı itibariyle yenilenebilir enerjide yerli kaynak potansiyelinin ülkemizdeki durumu (MTEP; milyon ton petrol eşdeğeri)

Kaynak Türü
 Yerli Potansiyel
 Rüzgâr
 Çok Verimli: 8.000 MW, Orta Verimli: 40.000 MW
 Jeotermal
 31.500 MW (1.500 MW'ı elektrik üretimine elverişli)
 Biyokütle
 8,6 MTEP
 Güneş Enerjisi
 80 MTEP (380 milyar kwh/yıl elektrik)

Kaynak: Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı


SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA VE TURİZM

BM, 1987 Brundtland Raporu; Sürdürülebilir kalkınmayı "Gelecek kuşakların kendi ihtiyaçlarını karşılaşabilmelerini tehlikeye sokmaksızın bugünün kuşaklarının ihtiyaçlarını karşılayabilecek kalkınma" olarak tanımlamıştır.[12] Sürdürülebilir kalkınma, insan sağlığı ve doğal dengeyi koruyarak sürekli bir ekonomik kalkınmaya olanak verecek şekilde, doğal kaynakların rasyonel yönetimini sağlamak ve gelecek nesillere yaşabilecekleri bir doğal fiziki ve sosyal çevre bırakmak yaklaşımıdır. Böyle bir yaklaşımın benimsenmesi; ekonomik, sosyal ve çevre politikalarının kalkınmanın her aşamasında birlikte ele alınıp, entegre bir şekilde uygulanmasını gerekli kılmaktadır.  Yani sürdürülebilir kalkınmayı hedefleyen bir ülkenin nüfus, gelir dağılımı, eğitim, hukuk, sanayileşme, dış ticaret, bayındırlık politikaları gibi tüm politikalarının çevre politikalarıyla uyumlu ele alınması zorunludur. Çöp ve atık santrallerinin kurulması, cam şişelerin yeniden değerlendirilmesi, kurşunsuz benzinlerin kullanılması, elektrikle çalışan otomobiller vb. gibi çalışmalar, sürdürülebilir kalkınma stratejisinin konseptini güçlendirmektedir.[13] Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde, gelişmiş ülkelere göre daha fazla oranda tropik ormanlar baraj yapımı, konutsal arazi gibi nedenlerle tahrip edilmektedir. Gelişmekte olan ülkeler kirlilik yaratan ve çevreyi kolaylıkla tahrip etme özelliği olan "yabancı sermaye yatırımlarının kabulünde" “güçsüz ve özensiz” davranabilmektedir.[14]

Sürdürülebilir turizm, hangi turizm çeşidi olursa olsun, çevresel değerlerin turizmin temel öğesi olarak korunmasını, turizm faaliyetlerinin çevreye sorumlu bir şekilde yürütülmesini ve turizmin ekonomik gelişmesi ile çevresel değerlerin korunması çabalarının eşgüdümle yürütülmesi gerekliliğini ifade etmektedir.
DOĞAL ÇEVREDE EKOTURİZM TEMELLİ SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK
Dünyada çevre bilincinin artmasıyla turizmin hızla gelişen bir kolu olan ekoturizm  sürdürülebilirdir, yani kaynak değerlerini bozmayan turizm değeridir. Keşif ve öğrenmeye yöneliktir ve doğal çevre ön plana çıkmakta, katılımcıların çevre ahlakını güçlendirmektedir. Kitlesel turizminin aksine planlıdır. Doğal çevrenin aşınmasına neden olmaz. Bölge ile bütünleşmiş planlama yapılır, yerel halkın katılımı sağlanır, açık mekan ağırlıklıdır, mevcut olan yapılar değerlendirilir, yöresel mimariye önem verilir, kültür korunur, doğa korunur. Daha önemlisi talep sınırlaması bulunmaktadır, en fazla 25 kişilik gruplardan oluşur ve küçük ölçekte yapılmaktadır. Katılımcılar doğal hayatın şaşırtıcı çeşitliliğinden zevk alırlar, yabani bitki, hayvan türlerini öğrenirken, doğal alanlara kıymet verirler. Koruma kullanma dengesi ekoturizmin en can alıcı unsurudur.[15] Hedef kitle olarak daha az geçilmiş yollardan gitmeyi, doğal alanları ilk elden görmeyi isteyenleri, kırsal alanda dinlenmek, geleneksel mutfağın keyfini sürmek, ağaç dikmeyi, doğada yürümeyi, yüzmeyi ve en önemlisi de çevreyi korumak isteyenleri kendine çekmektedir. Tur operatörlerinin, rehberlerin katılımcıları doğal alanlar hakkında bilgilendirmeleri önemlidir. Doğu Karadeniz bölgesinde yapılabilecek ekoturizm faaliyetleri; zirve tırmanışı, belgesel yapımı, dağcılık eğitim kampları, doğa fotoğrafçılığı, yaban hayatı gözlemleri, kuş gözlemciliği, kampçılık, dağ yürüyüşü, yamaç paraşütü, dağ bisikleti, çevre eğitim kampları, tarihi eser ziyaretleri, kaplıca ziyaretleri, kaya ve buzul tırmanışı olarak sıralanabilir.[16]
Ekoturizm potansiyeli olan Macahel bölgesindeki köylerde yaşayan halkın gelirlerini arttırmak için bölgeye gelenlerin yerel halk ile iletişime geçmeleri ve organik ürünlerden, el işlerinden satın alarak yerel ekonomiye katkıda bulunmaları, döndüklerinde ise bu güzellikleri çevrelerine anlatmaları ve bölge hakkında farkındalık yaratmaları bilinçlendirmeyi arttıracak ve doğanın dengesini bozma yönündeki girişimleri azaltabilecektir. Ekoturistler turistlere göre daha fazla yerel ürünlere ilgi gösterir ve para harcarlar, yerel halka sosyoekonomik fayda sağlarlar. Ve doğal alanların tanıtımında bilinç geliştirici bir rol oynarlar. Diğer taraftan bölgeyi iyi bilen eğitimli rehber sayısının artması ve yöre insanının küçük girişimciler olarak ekoturizme katılımda bulunmaları gerekmektedir. Örneğin; 2007 yılında başlayan, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın, Efes Pilsen sponsorluğunda yürüttüğü Doğu Anadolu Turizm Geliştirme Projesi  sayesinde turizm bölgesi olarak canlanmış; yabani meyve ve botanik envanteri çıkarılmış, 102 kişiye bölge florası konusunda eğitim verilmiş, “Çoruh Vadisi Kuşları” kitabı bastırılmış, “Kuş Gözlem Festivali” düzenlenmiş, trekking rotaları belirlenmiş, 23 yerel genç rehberlik için eğitilmiş, Türkiye’nin ilk dağ bisikleti parkuru oluşturulmuş ve haritaya işlenmiş, “Dünya Rafting Federasyonu”, 2010 Resmi Avrupa Şampiyonası’nı 35 ülkenin katılımıyla Türkiye’de yapmaya karar vermiş, ilk ayı gözlem ve kelebek turları gerçekleştirilmiştir.[17] Bölgeye katkı sağlayacak şekilde bu tür projelerin üretilmesi ile yöredeki imkanlardan bölge dışındakilerden çok yöre insanları  yararlanabilecektir. Uzundere, Bağbaşı, İspir, Yusufeli ve Ayder’i kapsayan Çoruh Vadisi’nde bu proje sayesinde 2009 yılında 18 yeni pansiyon faaliyet göstermektedir.

Ekoturizmin bir diğer faydası  dışsal olarak yeni pazarlar yaratmasıdır. Buna örnek olarak; dönüşümlü mallar; kağıt-cam sanayi, suda çözünen sabunlar, çöp öğütücüsü, düşük voltajlı ampul, elektrik, kalorifer yada çeşmenin otomatik kapanması gibi enerji kullanımını azaltıcı önlemler içeren sanayiler verilebilir.[18]
Kısaca özetlemek gerekirse ekoturizm politika ve stratejilerinin temel hedefleri[19]:

1. Turizm alanında doğal görünümü, biyolojik çeşitliliği korumak,
2. Yerel katılımı arttırarak iş fırsatı  sunmak ve yerel halka sosyoekonomik fayda sağlamak,
3. Katılımcıları doğayı korumanın önemi hakkında eğitmek, öğrenme tecrübesi sunmak,
4.Toprak kirliliğinin, rüzgar ve su erozyonunun önlenmesini sağlamak,
5. Su, Hava ve Deniz kirliliğini önlemek,
6. Atıkların minimuma indirilmesini ve doğaya zarar vermeden yok edilmesini sağlamak,
7. Enerji tüketimini azaltmak ve rasyonelleştirilmesi
8. Sosyo-kültürel değerleri korunmak
9. Gürültü ve ışık kirliliğini önlemek,
10.Yerel mülkiyeti ve yerel topluma yönelik iş imkanları sağlamaktır.


SAF KAFKAS ARICILIK VE BAL ÜRETİMİNİN GELİŞTİRİLMESİ
Son zamanlarda gazetelerde yer alan haberler, Hindistan’da arıların bilinmeyen bir nedenle  ortadan kaybolduğunu vurgulamaktadır. Bilim adamları arıların olmadığı bir dünyada yaşamın yok olacağı konusunda insanları uyarmaktadır. Çevreci zooloji profesörü Dr. Sainudeen Pattazhy'nin yaptığı ve “the Press Trust of India”’da yayınlanan bir araştırmada bal kovanının yanına yerleştirilen cep telefonunun koloniyi 5-10 gün içinde dağıttığı, baz istasyonlarından yayılan elektromanyetik dalgaların arıların azalmasına neden olduğu ortaya çıkmıştır.[20] Tarımla uğraşan ve büyük bir nüfusun geçiminin arıcılıkla sağladığı, Saf Kafkas arıcılığının ve bal üretimin geliştirilebileceği bir bölgede yolların açılması, baz istasyonlarının kurulması bölge insanının geçimini ve ekoturizmi tamamen olumsuz yönde etkileyecektir.

Oysa Macahel’de kurulan “Arıcılık Komitesi” ile birlikte arıcılara besleme desteği, bal üretimi ve pazarlaması ile ilgili bir sistem oluşturulmuştur. Sistem, “Camili Çevre Koruma ve Geliştirme Derneği” ile “Biyolojik Çeşitlilik ve Doğal Kaynak Yönetimi Projesi” ’nin kalite garantisiyle desteklenmektedir. Macahel balının kalitesinin bozulmaması ve yöredeki üreticiler tarafından üretilebilmesi amacıyla  komite arıcılık faaliyetlerini kayıt altına almakta, arıcıların belirli bir dönemde üretecekleri bal için kontenjan vermektedir. Arıcılık Komitesi tarafından çeşitli ebatta hazırlanan kavanozlar ve etiketler ile pazarlama faaliyetleri yapılmaktadır.

MACAHEL’DE ORGANİK TARIM ÜRÜNLERİNİN İHRACATI
Organik tarım; ekolojik sistemde hatalı uygulamalar sonucu kaybolan doğal dengeyi yeniden kurmaya yönelik, insana ve çevreye dost üretim sistemlerini içeren, sentetik kimyasal ilaçlar, büyümeyi düzenleyicileri ve gübrelerin kullanımını yasaklamasının yanında, organik ve yeşil gübreleme, münavebe, toprağın muhafazası, hastalık ve zararlılara karşı bitkinin direncini artırma, doğal düşmanlardan yararlanmayı tavsiye eden, bütün bu olanakların kapalı bir sistemde oluşturulmasını öneren, üretimde sadece miktar artışının değil, aynı zamanda ürün kalitesinin de yükselmesini amaçlayan her aşaması kontrollü, kayıtlı ve sertifikalı olan alternatif bir üretim şekli olarak ifade edilmektedir. [21] Kısaca hiçbir kimyasal maddenin kullanılmadığı, her aşamada tamamen doğal yöntemlerin kullanıldığı tarımsal üretimdir. Böylece sağlıklı ve besin kalitesi yüksek ürünler elde edilmekte, kimyasal madde kullanılmadığından tarımsal arazilerde verimlilik artmakta, insan ve hayvan sağlığı, yabani bitki ve hayvan çeşitliliği korunmakta, geleneksel tarım yapan işletmelere kıyasla %64 oranında daha az enerji kullanılmaktadır. Dünya'da organik ürün üretiminin %90’ı gelişmekte olan ülkeler tarafından yapılmakta ve dış pazarlara sunulmaktadır. Gelişmiş ülkeler ise, daha çok organik tarım ürünleri alıcısı konumunda bulunmaktadırlar. Dünya’da pek çok ülke pazarında organik tarım ürünler talebi süratle büyümektedir. [22]  Organik ürünlere en büyük talep Avrupa ve Kuzey Amerika’dan gelmektedir. Her iki kıtada üretim talebi karşılayamamaktadır ve önemli ölçüde diğer ülkelerden ithalat yapılmaktadır.[23]

Organik tarım ürünleri talebini artırmak ve süreklilik sağlamak için ürünler hakkında bilincin gelişmesi, standart üründen farklılığının ortaya konulması sağlanmalıdır. Bu amaçla bilgi-yoğun iletişim kanalları, doğrudan posta yoluyla tanıtım, sağlık portalları, birey ve toplum sağlığı ile ilgili web siteleri de ürünün tutundurma faaliyetleri kapsamında etkin iletişim araçları olarak kullanılabilir. Organik ürünlerin tüketicilerce talep edilmelerinde kişisel sağlığa ve özellikle bebek ve çocukların sağlığına verilen önem, ilk sırada yer almaktadır. Genetik olarak değiştirilmiş gıda maddelerinin piyasaya arz edilmesi organik ürünlerin önemini daha çok artıracaktır. Organik ürün üreticileri hedef pazar olarak kentsel alanlarda yaşayan, yiyecek ve içecek satın alırken bilinçli davranan, ürün kalitesi, kaynağı ve üretim metotları ve koşullarıyla ilgilenen, diğer taraftan demografik özellikler bakımından iyi eğitimli, orta-üst sınıfa mensup olan, orta ve üst gelir grubunda yer alan kişileri seçebilir. Organik ürünlerin marka ve etiket gelişimiyle birlikte sertifikalandırılmaları, ürünün farklılaştırma stratejisinde önemli bir öğe haline gelmekte ve bu ürünlerin gelişmiş pazarlara girişini garanti etmektedir.[24] Organik tarım üreticileri hedef pazara ulaşmak için internet gibi doğrudan dağıtım kanallarını kullanabilir ya da ihracat yapmak amacıyla hedef pazarda organik tarım ürünleri konusunda uzmanlaşmış dış ticaret aracılarının varlığı araştırılarak bu aracılarla bağlantıya geçebilirler.[25] Yurtdışı pazarlarda organik tarım ürünlerinde Türk markasının yaratılmasına ilişkin pazarlama çalışmaları yapılabilir. Farklı düşünebilme, özgün olabilme, yüksek kalite standartlarında ürün sunma, fiyatlandırma, ambalajlama, dağıtım politikası, tüketicilerin zihninde doğru konumlandırma kavramları ön plana çıkmaktadır. Ürün, tüketiciye fiziksel, duygusal, kişisel olarak ne gibi bir fayda sağlayacak bunu belirten bir değer önerisinin belirlenmesi önemlidir. Macahel’in imajıyla bütünleşmesi, ürünü alanların kendini Macahel’de gibi hissetmeleri, duygusal bir bağ kurmaları başarılabilir.
Ekoturizm ve HES’lerin  Çevre ve Yöre Halkına Etkileri
EKOTURİZM
HES
BÖLGESEL YATIRIM
Son yıllarda bölgeye yönelik projeler artmaktadır. Bölgeye yapılan turizmi geliştirmeye ve tanıtmaya yönelik yatırımlarla yerel ürünlerin satın alınması, yerel tedarikçilerin, işgücünün kullanılması önem kazanacaktır.
BÖLGESEL YATIRIM
HES’lerin yapılması altyapı ve ulaşımın iyileşmesini sağlayacaktır.
İSTİHDAM İMKANI ve KALİTESİ

Turizm kadın ve erkeklere tam zamanlı iş imkanı sağlayacak ve istihdam edilen kişi sayısı zaman içinde artacaktır, turizm ailelere ekonomik katkı sağlayacaktır.
İSTİHDAM İMKANI  ve KALİTESİ

Baraj inşaatı baraj yapımı üresince geçici yerel istihdam imkanı sağlayacaktır. Mühendislik gibi kalifiye, dışarıdan gelen istihdam gerektirecektir, kalifiye olmayan çalışanlara düşük ödeme yapılacak  ve daha çok erkek çalışanlar istihdam edilecektir. Bu bölgedeki kültür, çevre, yaban hayatı yok olacaktır.Nüfus bölgeyi terk edebilecektir.
BÖLGESEL GELİR
TURİZM, bölgeye yapılan yatırımın ötesinde gelir sağlayacak, kafkas arısı, bal olmak üzere, yöreye özgü organik ürünlerden (pekmez, reçel, mısır ekmeği, taze ya da kurutulmuş meyveler) gelir elde etme, kilim, elişi dokumacılığı, pansiyonculuk, taşımacılık sistemi, süpermarketler, yerel rehberlik hizmetleri gelişecektir.
BÖLGESEL GELİR
Bölgede ekonomik yapının gelişmesi ve elektrik enerjisi sağlanacaktır.
Halkın ekonomik kaybı olacak, bölgede hızla gelişen turizm geliri, ekilebilir tarım alanları azalacaktır.
ÇEVRESEL ETKİ
Ekoturizmin olumsuz etkisinden çok olumlu etkileri olacaktır. Temizlik, doğanın kirlenmemesi gibi.
ÇEVRESEL ETKİ
Doğal alan zarar görecek, ormanlar yok edilecek, dereler inşaat atıkları ve hafriyatla dolacak, balık türleri, bitki örtüsü zarar görecektir. Gürültü, toz, hava kirliliği, erozyon, işçilerden kaynaklı atıklar olacaktır. Bozayı, Çengel Boynuzlu Dağ Keçisi, Karaca, Su Samuru, Geyik, Dağ Horozu, Kafkas Ur Kekliği, Hopa Engereği, çeşitli alabalık türlerinin yanı sıra Kırmızı Benekli Alabalık, Kafkas Arısı gibi ekonomik önemi çok büyük olan türler, çok sayıda kelebek türü yaşamını bu bölgede sürdürmektedir. Bu bölge, endemik kuşlar açısından Dünya’da korumada öncelikli 217 alandan biri olarak ilan edilmiştir (Bird Life International). Jeolojik dönemler boyunca Doğu Karadeniz Bölgesi’nde yaşayan, çok ender bulunan türler yok olacaktır.


SONUÇ
Turizm ile enerji yatırımları birlikte yapılamayacak yatırımlar olarak görülmekle birlikte, birbirlerine zarar vermeden kullanılabilirler. Birlikte yapılamayacak yatırımlar olarak görülmelerinin nedeni;  bir taraftan çevre ve doğanın korunması ön planda iken, diğer taraftan enerji konusunda dışa bağımlılığı azaltmak amacıyla çevre ve doğanın yok edilmesinin söz konusu olmasıdır. Aslında yıllar önce DPT tarafından stratejik planlama yapılarak eko turizm ve HES yapılabilecek  havzalar ayrılabilir, önemli havzalar santral yapımı için başvuruya açılmayabilirdi. Bu konuda geç kalınmıştır.  Su Kullanım Hakkı Anlaşmaları ile özel firmalara elektrik üretme hakkı verilmiş ve birçok firma farklı akarsuların üzerinde elektrik üretimi için lisans almıştır. Tüm projelerin aynı anda başvuruya açılmasıyla eğimi ve suyu ile en uygun ve sulak alan olan Karadeniz bölgesi santral yapımı için en karlı olabilecek bölge olarak seçilmiş, çok sayıda büyük, küçük firma özgün projelerle başvuruda bulunmuştur. Çok sayıda küçük firmanın HES yapmasının anlamı, yapım aşamasında ve işletim sırasında doğaya ve insan faaliyetlerine zarar vermesi, çevre prosedürlerine uygun olmayan projelerin gerçekleştirilebilmesi, çok daha fazla sahanın işgal edilmesidir.  Hidroelektrik santrallerin her yerde yapılması yerine Hotila, Fırtına vadisi gibi önemli havzalar Çevre Bakanlığı tarafından milli park, sit alanı olarak koruma altına alınabilir ve denetim yapılabilir. Tahrip olmuş, ekosistemin çökmüş olduğu havzalarda ise Avusturya, İsviçre, Norveç’te olduğu gibi çevreyle etkileşen, çevreye zarar vermeyecek  HES’ler yapılabilir. İsviçre’de her nehir kullanılarak, herkesin memnun olacağı HES’ler yapılmıştır. Her HES’in zararlı olmayabileceği konusunda yöre halkının ikna edilmesi ve bilgilendirilmesi sadece iyi örneklerle mümkündür. Çevre Bakanlığı ile Enerji Bakanlığı’nın projelerinin örtüşmelidir. Sadece bugünü değil, geleceği de düşünerek karar vermek, bu kararı verirken sürdürülebilirliği dikkate almak önemlidir. Enerji politikası çevre politikalarıyla uyumlu olarak bu konulardaki uzmanların ve yöre halkının katılımıyla ele alınmalı, enerji üretiminde mevcut barajlar değerlendirilmeli, projeleri uygulayacak firmaların kurallara uymaları sağlanmalı ve denetlenmeli, yenilenebilir enerji kaynakları sadece Macahel değil tüm Karadeniz bölgesinin doğal güzelliği korunarak kullanılmalıdır. Enerji ekonomik, ekolojik ve yenilenebilir olmalı, dağıtım şebekelerindeki kayıp ve kaçak oranları düşürülmelidir. İlgili kamu kurumlarından, sanayiden, medyadan doğayı seven katılımcılar Macahel bölgesini ziyaret etme şansına sahip olsa, doğa belgeselleri ve yayınları yapılarak tanıtım sağlansa, Karadeniz bölgesinde baraj HES’leri kurmak ve ormanı katletmek bu kadar kolay olmayacaktır.

KAYNAKÇA

Akpınar, Erdal http://www.erzincan.edu.tr/birimler/egitim/userfiles/eefdergi/7_2/7_2_1_eakpinar.pdf (Erzincan Eğitim Fakültesi Dergisi, Cilt:7, Sayı:2, 2005)

Atlı S; “Orgüder Ve Dünya’da, AB Ülkelerinde Organik Ürün Pazarları ve İhracatındaki Gelişmeler”, Gap 4. Tarım Şurası, Şanlıurfa, s.677.

Gök, Seçil Adalet , Organik Tarım İşletmelerinin Pazarlama Faaliyetleri Ve Sorunlara Yönelik

Yaklaşımları”, A.Ü. S.B.F. İşletme Bölümü, Yayınlanmamış Y.Lisans Tezi, Ankara, 2008, s.63.


İlter E; A. Altındişli, “Ekolojik Tarım ve İlkeleri”, Ekolojik (Organik, Biyolojik) Tarım, Ekolojik Tarım Organizasyonu,İzmir, Nisan 1998,s.3.


ÖZBEY, Funda Rana, Küreselleşme Sürecinde Sürdürülebilir Turizm Kalkınması, http://www.turizmforumu.net/makale/f-r-ozbey.htm


Sipahi, Füsun “Artvin Camili Bölgesinin Faunistik Özellikleri ve Endemik Trichoptera (Insecta) Türleri”, http://www.artvinansiklopedisi.com/index.php/Artvin_Camili_B%C3%B6lgesinin_Faunistik_%C3%96zellikleri_ve_Endemik_Trichoptera_%28Insecta%29_T%C3%BCrleri

Uçkun, Gazi;  Oğuz Türkay, Alternatif Turizm Türlerinin Sürdürülebilirliği, http://www.turizmforumu.net/makale/uckun-turkay.htm

Wood, Megan Epler ,Ecotourism: Principles, Practices&Policies for Sustainability, UNEP, United Nations Environment Programme Division of Technology, Industry and Economics, first edition, 2002, s.13.






http://www.milliyet.com.tr (27.7.2009); Doğu Anadolu Turizm Geliştirme Projesi Yöneticisi (DATUR) Egemen Çakır,   email: egemen_cakir@yahoo.com




Ege İhracatçıları Birliği, “Organik Ürün Sektörü Arama Konferansı Sonuç Raporu”, İzmir, Ocak 2008, s.6

http://www.ifama.org/tamu/iama/conferences/2005conference/Papers&Discussions/1159_Paper_Final.pdf



[1] Biyosfer rezervleri; biyolojik çeşitliliğin korunması, ekonomik kalkınma ve kültürel değerlerin korunmasına dönük uygulamaların denendiği, seçildiği, sunulduğu ve geliştirildiği alanlardır.  Macahel (Camili) biyosfer rezervi, 25 258 hektar büyüklükte bir alanı kapsamaktadır ve alan içinde kültürel yapının, mimarinin, doğal kaynakların, su kaynaklarının ve ormanın korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması, bu kaynakların halkla birlikte yönetilmesi, organik tarımın geliştirilmesi amaçlanmaktadır (Mahir Küçük, Müsteşar yardımcısı, UNESCO Türkiye Milli Komisyonu Üyesi). 

[2] Güvelerle, kelebekler bu soydan gelmektedir. Su güveleriyle larvaları, tatlı su balıkçıları tarafından yem olarak kullanılmaktadır.

[3] Füsun Sipahi, “Artvin Camili Bölgesinin Faunistik Özellikleri ve Endemik Trichoptera (Insecta) Türleri”, http://www.artvinansiklopedisi.com/index.php/Artvin_Camili_B%C3%B6lgesinin_Faunistik_%C3%96zellikleri_ve_Endemik_Trichoptera_%28Insecta%29_T%C3%BCrleri
[4] Ekoturizm çevreyi koruyan ve yerel halkın refahını gözeten, doğal alanlara karşı duyarlı bir seyahattir. Turizm pazarında, doğaya dayalı turizm olarak tarif edilen ekoturizm, sürdürülebilir kalkınma aracı olarak görülmektedir. Uluslararası Ekoturizm Topluluğu TIES (The International Ecotourism Society) ekoturizmi şöyle tarif etmektedir: "Ekoturizm genellikle küçük gruplar halinde yapılır. Konaklama ve yeme içme türü hizmetler çoğunlukla yerel düzeydeki küçük ve orta ölçekli firmalar tarafından verilir."

[5] Ertekin Çolak, Metin Arifağaoğlu, 22 Ocak 2009, Artvin milletvekilleri.

[6]  Sürekli devam eden doğal süreçlerdeki varolan enerji akışından elde edilen enerjidir. Bu kaynaklar Hidrolik, rüzgâr, güneş, jeotermal, biyokütle, biyogaz, dalga, akıntı enerjisi ve gel-git gibi fosil olmayan enerji kaynakları olarak sıralanabilir.
[8] Erdal Akpınar, http://www.erzincan.edu.tr/birimler/egitim/userfiles/eefdergi/7_2/7_2_1_eakpinar.pdf (Erzincan Eğitim Fakültesi Dergisi, Cilt:7, Sayı:2, 2005)
[9] Türkiye enerji kaynakları fosil yakıt ve su kaynaklıdır. Güneş enerjisi, jeotermal enerji ve rüzgar enerjisi seçenekleri fırsat olarak görülmektedir. Amerika nükleere 5 sent ayırırken, rüzgar ve güneş enerjisine daha fazla 17bin dolar araştırma ve geliştirme ayırmaktadır.
[12] WTO,1998, s.20.
[13] Gazi Uçkun, Oğuz Türkay, Alternatif Turizm Türlerinin Sürdürülebilirliği, http://www.turizmforumu.net/makale/uckun-turkay.htm
[14] Funda Rana ÖZBEY, Küreselleşme Sürecinde Sürdürülebilir Turizm Kalkınması, http://www.turizmforumu.net/makale/f-r-ozbey.htm
[15] Bülent Saraloğlu, http://www.turizmhaberleri.com/KoseYazisi.asp?ID=129
[16] http://www.outdoororacle.com/kronoloji/haber/dogu-karadeniz-bolgesinin-kurtulusu:-%E2%80%98ekoturizm.html
[17] http://www.milliyet.com.tr (27.7.2009); Doğu Anadolu Turizm Geliştirme Projesi Yöneticisi (DATUR) Egemen Çakır,   email: egemen_cakir@yahoo.com
[18] Funda Rana ÖZBEY, Küreselleşme Sürecinde Sürdürülebilir Turizm Kalkınması, http://www.turizmforumu.net/makale/f-r-ozbey.htm
[19] Megan Epler Wood, Ecotourism: Principles, Practices&Policies for Sustainability, UNEP, United Nations Environment Programme Division of Technology, Industry and Economics, first edition, 2002, s.13.
[21] E.İlter; A. Altındişli, “Ekolojik Tarım ve İlkeleri”, Ekolojik (Organik, Biyolojik) Tarım, Ekolojik Tarım Organizasyonu,İzmir, Nisan 1998,s.3.
[22] S. Atlı; “Orgüder Ve Dünya’da, AB Ülkelerinde Organik Ürün Pazarları ve İhracatındaki Gelişmeler”, Gap 4. Tarım Şurası, Şanlıurfa, s.677
[23] Ege İhracatçıları Birliği, “Organik Ürün Sektörü Arama Konferansı Sonuç Raporu”, İzmir, Ocak 2008, s.6
[24]http://www.ifama.org/tamu/iama/conferences/2005conference/Papers&Discussions/1159_Paper_Final.pdf

[25] Seçil Adalet Gök,Organik Tarım İşletmelerinin Pazarlama Faaliyetleri Ve Sorunlara Yönelik

Yaklaşımları”, A.Ü. S.B.F. İşletme Bölümü, Yayınlanmamış Y.Lisans Tezi, Ankara, 2008, s.63.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder